menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel satrancın kazananı Çin

24 0
22.05.2026

Dünya siyaseti son yılların en kritik diplomatik haftalarından birine tanıklık etti. Önce ABD Başkanı Donald Trump, dört gün sonra ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Jinping tarafından ağırlandı.

İran’da saplandığı savaş bataklığından “zaferle” çıkmaya çalışan Trump ile Batı yaptırımlarının baskısı altında ekonomisini ayakta tutmaya çalışan Putin’in peş peşe Pekin’in kapısını çalması, küresel güç dengelerindeki değişimi çarpıcı biçimde ortaya koydu.

Trump, dünyanın hala en büyük askeri gücünün lideri olarak Çin’e pazarlık için geldi. Putin ise savaşın ve yaptırımların yorduğu Rusya adına dayanacak bir omuz arayışıyla Pekin’i ziyaret etti.

Pekin’de sergilenen diplomatik koreografi, iki küresel aktörün Çin karşısındaki sıkışmışlığını ve asimetrik bağımlılığını gözler önüne seren dikkat çekici görüntüler sundu.

Bu ziyaretler, sembolik diplomasinin çok ötesinde bir gerçeği ortaya koydu: Dünya artık rüzgarın yalnızca Washington’dan estiği eski dünya değil. Küresel krizlerin çözümünde ve yeni ittifakların oluşmasında Pekin’in rolü giderek büyüyor.

Ortaya çıkan tablo, hem Washington’u masaya oturtan hem de Moskova’yı kendisine daha fazla bağlayan gücün Çin olduğunu gösteriyor.

Pekin, bu ziyaretlerle yalnızca dünyanın üretim üssü değil, aynı zamanda küresel diplomasinin de ağırlık merkezi olduğunu dünyaya göstermiş oldu.

Çin Tayvan Kartını Açtı

Trump’ın yaklaşık dokuz yıl sonra Çin’e yaptığı devlet ziyareti olağanüstü bir protokolle karşılandı. Kırmızı halılar, Şi’nin resmi ikametgahının bulunduğu tarihi Zhongnanhai’deki kritik görüşmeler, görkemli devlet yemekleri ve “dünyanın en önemli ilişkisi” vurguları…

Ancak bu ihtişamın arkasında çok daha sert bir jeopolitik gerçek vardı: Washington’un Çin karşısındaki manevra alanı artık eskisi kadar geniş değil.

İran savaşı nedeniyle yükselen enerji maliyetleri, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, içerde artan ekonomik baskılar ve gümrük tarifelerinin geri tepmesi, ABD’yi Pekin’le daha kontrollü bir ilişki kurmaya zorluyor.

Bir dönem dünyaya baskı uygulayan Washington, artık bazı küresel krizlerde Pekin’in desteğini arayan bir pozisyona sürüklenmiş durumda.

Trump-Şi görüşmelerinin en kritik başlığı Tayvan oldu. Trump yönetiminin Venezuela’dan İran’a, Küba’dan Kanada’ya kadar uzanan agresif dış politika hamleleri, Çin’in eline önemli bir diplomatik koz verdi.

Şi Jinping’in devlet yemeğinde Tayvan meselesinin iki ülke ilişkilerini “tehlikeli şekilde raydan çıkarabileceğini” doğrudan Trump’ın yüzüne söylemesi, Pekin’in artık bu konuda geri adım atmayacağını net biçimde gösterdi.

Çin’in temel argümanı şuydu: Eğer Amerika dünyada kuralları tanımayan bir güç gibi hareket ediyorsa, Pekin’in kendi toprağı olarak gördüğü Tayvan konusunda hangi meşruiyetle itiraz edebilir?

Trump’ın, “Tayvan için en son ihtiyacımız olan şey 9 bin 500 mil uzakta bir savaş” sözleri ise Şi’nin bu kırmızı çizgiyi Washington’a büyük ölçüde kabul ettirdiği şeklinde yorumlandı.

Bu aynı zamanda Pasifik’te gücünü tahkim eden Çin’in Tayvan meselesini artık yalnızca bölgesel değil, küresel güç mücadelesinin merkezine yerleştirdiğinin ilanıydı.

Teknoloji Savaşları: Kopamayan Rakipler

Görüşmelerde öne çıkan bir diğer kritik başlık teknoloji savaşlarıydı. Trump heyetinde Tim Cook’tan Elon Musk’a kadar........

© Haber7