FONdöten Krizi!
Gülsüm; güç ve para odaklı bohem bir çevre, sahte yüzler, sahte gülüşler, sosyo-ekonomik uçurumun büyüklüğü, dünyevileşmenin ayartıcılığı, din ve mukaddesat algısının işlenen suçları perdelemekten başka bir değeri olmamasının getirdiği ruhsal kopuş içerisinde nefes alamıyordu artık! Yaşadığı hayat anlamını yitirmişti! Sadece O'nun için mi? Yaşıtı nice gençlerde onun gibi düşünüyordu! Babası, hakim otoritenin etkin isimlerindendi. Ailesi imkan okyanusunda adacıklar kurmuş, emek ve alınteri hırsızlığında zirvede kalmak için her yolu meşru görüyor, mevcut kokuşmuş düzenin devamı için ön saflarda koşturuyorlardı. Ailesi; bu necis düzenin, güçlü paydaşlarındandı. Güç ve söz sahiplerindendi. Hem idarede ve hem iradede etkinlerdi. Yakın çevreleriyle birlikte ezilen sınıfın omuzlarına basa basa yükselmişlerdi. İltimas, torpil, rüşvet, yeri geldiğinde tehtid, itibarsızlaştırma ne ararsanız vardı. Sorsanız ahlak, erdem, emek, hak ve hukuk kasmakta da üzerlerine yoktu. Temsil ettikleri mirasın kutlu aydınlığında yürüyen şahsiyetler topluluğuydular. Hikmet dahi onların tekelindeydi. Kılıç ve kırbaç, korku imparatorluklarının simgesiydi. Algı yönetimiyle manipülasyon yapmakta ise, şairane retorik uzmanlarından müteşekkil trollerinin koruma kalkanı içindeydiler. Hep haklıydılar! Çünkü hep güçlüydüler... Temsil ettikleri kutsalın, o kutsalın kutlu davasının gölgesine sığınmışlar, işledikleri cürümleri; minareyi değil, kabe'yi çalıp, örtüsünü kılıf yapıp saklarcasına yapıyorlardı. İdealleri, kisvesine büründükleri şekli inançları ise; hem teori ve hem de pratikte helvadan puttu onlar için. Ne deve idiler ne de kuş! Ama devekuşu gibi kuma kafalarını sokmada, işlerine geldiğinde 3 maymunu oynamada üzerlerine yoktu. Fakir fukaradan, garip gurebadan, ezilen, köleleştirilen yığınların sırtlarından kazandıkları haramlardan arınmanın yolunu da bulmuşlar, buldukları her fırsatta Kabe'ye koşar olmuşlardı. Sorsan kutlu geleneklerin izinde, o geleneğin muhkem miraslarının muhafızlarıydılar. Kendilerini (bu ne cür'etse) ta İbrahim aleyhisselama kadar nispet ederlerdi. Duyar kasmakta üzerlerine yoktu üstelik. ... Fıtrata aykırı, yerleşik ve kabul görmüş gelenekler ve bu geleneklerin bağlı olduğu inanca ait düşünce kalıpları ve eylem biçimlerinden hiçbir şeye aidiyeti kalmamıştı Gülsüm'ün. Bir çok kez kendisini sorgulamış ve (yukarıda özetini geçtiğim olguların parçası olan) babasıyla tartışmalar yaşamıştı. Bir keresinde bütün gemileri yakarcasına; ''Umursadığınız tek şey şahsi çıkarlarınız! O çıkarlar için her yol size mübah! Bu putları ellerinizle siz yaptınız ve put kıran ''İbrahim Nebi'nin yolundayız'' gibi büyük iddiaları dillendiriyorsunuz. Peki ne oldu da bugün makama, mala, paraya, konfora, şehvete düşkün seçkinler topluluğuna dönüştünüz? Düzeninizin devamı için her yolu meşru görüyor, fakirleri eziyor, insana değer vermiyor, onları sömürüyor ve aciz kölelere dönüştürüyorsunuz? Çıkarlarınız söz konusu olduğunda size ve düzeninize LÂ diyenlere karşı düşman dediklerinizle birlikte gizli ittifaklara imza atmaktan geri durmuyorsunuz?'' sözleriyle adeta feryat etmişti. Ailesi ona tepki gösterirken başlarına bu ''belayı'' açanın kim olduğunu çok iyi........
