menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ALDANIŞ

6 0
03.03.2026

Kıymetli dostlar…  Öncelikle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Bu vesileyle Ramazan’a dair birkaç kelam etmek istiyorum.

Ramazan çoğunun ilk olarak aklına geldiği şekliyle, sadece sabahtan akşama kadar aç ve susuz kalma ayı olmadığı gibi; oruç da sadece yoksulların halini anlamak ya da nimetin değerini bilmek için yapılan bir ibadet değildir. Böyle olsa bin beşyüz yıldan bu yana zenginler bunu çoktan anlar ve en azından İslam beldelerinde bir tane bile aç ve fakir kalmazdı…

Orucu sadece aç kalmaya indirgemek bu ibadetin değerini düşüren büyük bir hata ve yanılgıdır.

Ramazan ayı asıl anlamını insanın topyekün olarak nefsiyle verdiği mücadelede bulur.

Oruç, sadece midemizi değil, tüm nefsani arzularımızı dizginlemek için de vardır. Çünkü insanı yoldan çıkaran şey çoğu zaman açlık değil, kontrolsüz istekleridir. Ramazan, işte bu istekleri terbiye etme mektebidir.

Bu ay aynı zamanda kalbin de arınma zamanıdır. Kırgınlıklarla, kibirle, hasedle kin ve öfkeyle dolu bir kalp; gerçek orucun huzuruna erişemez. Bu anlamda Ramazan, aynı zamanda kalbi hafifletme, iç dünyayı temizleme çağrısıdır.

Ve belki de en çokta dil terbiyesidir Ramazan… Çünkü insan en büyük yarayı çoğu zaman sözüyle açar. Oruç; sadece ağızdan girecek lokmaya değil, ağızdan çıkacak incitici söze, gereksiz tartışmaya, kırıcı ve kaba üsluba da mesafe koyabilmektir. Ramazanda ağıza giren lokma orucu bozar, normalde ağızdan çıkan kötülük kalbi bozar…

Bu anlamda Ramazan, sadece bedenin değil; nefsin, kalbin ve dilin oruç tuttuğu ölçüde anlam kazanır, özünü bulur. İşte bu bilinçle tutulan oruç bireysel bir aç kalma olayından çıkar; toplumsal bir huzur ikliminin inşasına zemin hazırlar.

Her şeyin bir özü ve bir de şekli/kabuğu vardır. Tıpkı ceviz-kabuk örneğinde olduğu gibi… İbadetlerin de iki boyutu vardır. Bunlardan biri şekil biri özdür. Özünden bihaber yapılan ve sadece şekilde kalan ibadetler ne bireye ne topluma istenen neticeyi vermez.

Zaman zaman katıldığımız dost meclislerinde eski Ramazanların güzelliğinden bahseder, şimdilerde maddi imkânlarımızın daha iyi olmasına rağmen neyi kaybettiğimizi bulmaya çalışırız.

Belki de kaybettiğimiz şey Ramazanın özüdür…

Sadece Ramazan’ın da değil… Her şeyin özü…

Bugünlerde başlayan İran ile ABD arasındaki savaş aslında etrafımızdaki ateş çemberinin ne kadar daraldığının da bir hatırlatmasıdır. Tarih boyunca sürekli savaşların, çatışmaların ve güç mücadelelerinin içinde yer almış bir coğrafyada bulunmaktayız. Binlerce yıldır bu topraklarda barıştan çok savaşlar tarihi ve coğrafyayı şekillendirmiştir.

Bu yüzdendir ki üzerimize düşen görev ağırdır. Bu cendereden zarar görmeden çıkabilmek ve ilelebet var olabilmek için her daim uyanık olmalı ve millet olarak güçlü bir birliktelik içinde hareket etmeliyiz.

Vatan sevgisi; sadece büyük kahramanlıklarla ölçülmez. Yaptığımız işi en iyi şekilde yapmak, toplum için faydalı; karınca misali küçük ama değerli katkılarda bulunmak da kahramanlıktır.

Unutmayalım… Her birimizin ülkemizin faydası adına attığı ya da atacağı küçük bir adım, ülkemizin geleceğinin inşasına dair bir tuğladır.

Aldanış ve Modern İnsan

Lise yıllarımda İmam Gazali’nin “Aldanış” adlı kitabını okumuştum. Kitap, insanın özellikle de Müslüman bireyin nefsine, düşüncelerine ve dünyaya karşı nasıl aldanabileceğini anlatıyordu.

O zamanlar ilgimi çeken kitabın da etkisiyle zamanla modern insanın aldanış biçimlerini gözlemlemeye ve not etmeye başladım. Zaman değiştikçe insanı aldatan ve yoldan çıkaran etkenlerin de sayısı ve çeşitliliği artıyor…

Hız ve haz tutkusunun insanı esir alıp, kalp ve vicdanını devre dışı bıraktığı, ifrata varan hümanizm düşüncesi ve bireyselciliğin her bir insanı nerdeyse potansiyel birer Firavun’a dönüştürdüğü, yaşanan bilgi bombardımanın etkisiyle neyin doğru neyin yanlış olduğunun birbirine karıştığı böyle bir çağda aldanmadan yaşamak mucize gibi…

Bu yazımda psikolojik, sosyolojik ve düşünsel alanlarda kendini gösteren bu aldanış biçimlerine değinmeyi düşünmüştüm fakat bana ayrılan köşenin sonuna gelmiş bulunuyorum.

Konuyu bir sonraki yazıma, sizleri de Allah’a emanet ediyorum.

Bir sonraki yazımda buluşabilmek dileğiyle. Hoşça kalın, sevgiyle kalın…


© Günışığı Gazetesi