İYİLİK HER YÜZYILDA İYİDİR
Günümüz dünyasına baktığımızda insanın aklına takılan bir soru var:
Neden kötülük çoğu zaman iyilerin başına geliyormuş gibi görünüyor?
İyi niyetli insanların kandırıldığını, dürüst insanların haksızlığa uğradığını, emek verenlerin karşılığını alamadığını, hiçbir suç işlemediği hâlde haksızlığa uğrayan insanların olduğu bir dünyadayız.
Kırıp dökenler kazanıyor.
Yalan söyleyenler itibar görüyor.
Haksızlık yapanlar güçleniyor.
Başkalarının hayatına zarar veren insanlar, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyor.
Ve bütün bunları gördüğümüzde içimizden şu cümle geçiyor:
“Dünya gerçekten adil bir yer mi?”
Çünkü çocukluktan beri bize başka türlü bir dünya anlatıldı:
Kimseye haksızlık etme.
Sonunda iyilik kazanır.
Fakat hayat bazen bu hesabı bozan örnekler çıkarıyor karşımıza.
Öyle zamanlar oluyor ki insan, iyi olmanın bedelini ödediğini düşünüyor.
Dürüst olduğu için kaybediyor.
Güvendiği için kırılıyor.
Affettiği için yeniden inciniyor.
Hakkını aradığı için suçlanıyor.
Ve bir noktadan sonra çok zor bir soru ortaya çıkıyor:
İyi olmak, gerçekten insanı koruyor mu?
Belki de bu sorunun cevabını ararken “iyi olmak” kavramını yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü iyi bir insanın başına kötü bir şey gelmesi, onun iyiliğini değiştirmez.
Tıpkı kötü bir insanın başına iyi bir şey gelmesinin, onu iyi bir insan yapmadığı gibi.
Belki biz, iki farklı şeyi birbirine karıştırıyoruz:
Hayatın bize yaptıklarıyla, bizim kim olduğumuzu.
İnsan parasını kaybedebilir.
İtibarını kaybedebilir.
Haksızlığa uğrayabilir.
Bir başkasının kötülüğünün........
