Sanatın düşük frekansı, politikanın yüksek gürültüsü: Venedik Bienali 2026 önizleme notları
Bugün ülkelerin, kurumların, piyasanın, kimlik politikalarının ve küratöryel söylemin dünya sanat tarihine nasıl yön verdiğini gösteren dev bir harita. 2026’daki 61’inci Uluslararası Sanat Sergisi, Koyo Kouoh’nun küratörlüğünde “In Minor Keys” başlığıyla düzenleniyor; ana sergide 110 davetli sanatçı, kolektif ve sanatçı inisiyatifi yer alıyor. Bienal kapsamında 100 ulusal katılım bulunuyor: 29’u Giardini’deki tarihsel pavyonlarda, 25’i Arsenale’de, 46’sı ise Venedik kent merkezine yayılan mekânlarda konumlanıyor. Bienale ek 31 paralel etkinlik de şehirde gezilebilir.
61’inci edisyon henüz kapılarını kamuya açmadan, ön izleme günlerinde sanatın artık kendi güvenli alanına çekilemeyeceğini bir kez daha gösterdi. 9 Mayıs - 22 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “In Minor Keys” başlıklı ana sergi, Koyo Kouoh’nun kavramsal çerçevesiyle hazırlanmış; ön açılış günleri ise 6, 7 ve 8 Mayıs olarak duyurulmuştu. Bienalin ilk Afrikalı kadın küratörü Koyo Kouoh’un geçen yıl aramızdan ayrılışıyla başlayan tartışmalar, savaş suçları tartışmalarıyla ilişkilendirilen ulus - devlet pavyonlarının tüm itirazlara rağmen açılması, yarışmaya dahil edilmesi ve ardından gelen jüri istifalarıyla daha da büyüdü.
Hayatta olmayan küratörün vizyonu
Tartışmalara kültürel diplomasiden daha derin bir yerden, artık hayatta olmayan bir küratörün düşünsel emeğinin nasıl taşındığından başlayalım. Koyo Kouoh’nun yokluğu, bienali eleştiriden muaf kılan bir yas perdesine dönüşmeden, kurumun etik sorumluluklarını büyük bir dikkatle irdelemesini gerektiriyordu. Temsil, hafıza ve kırılganlık gibi kavramlar, sanatçılar, ülkeler ya da politik kimlikler kadar, artık kendi sergisini savunamayacak, değiştiremeyecek ya da yeniden kuramayacak bir küratör için de geçerlidir. Küratörün vizyonunu ölümünden sonra sürdürmek, o vizyonun iç mantığıyla hemhal olmayı ve sonradan alınan kararların sorumluluğunu açıkça üstlenmeyi gerektirir.
“In Minor Keys”, yüksek perdeden konuşan güç rejimlerine karşı daha düşük frekanslara, bastırılmış seslere ve kırılgan ortaklıklara kulak verme çağrısından besleniyor. Ön izleme günlerinde ise eserlerden çok bu hassasiyetin karşısında kurumsal temkin konuşuluyor.
Jüri istifa etti
Gerilim, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinden sonra Venedik Bienaline geri dönmesiyle ortaya çıktı. Rusya pavyonunun yalnızca ön izleme haftasında açık tutulacak olması bile tepkileri yatıştırmaya yetmedi; 6 Mayıs’ta Rus ve Ukraynalı aktivist gruplar Pussy Riot ve FEMEN üyelerinin pavyon önünde gerçekleştirdiği protesto, bienalin politik hesaplaşmaların da sahnesi hâline gelebileceğini gösterdi. Protestocuların “Russia’s art is blood” sloganı, kültürel temsilin savaş koşullarında masum bir diplomatik jest olarak okunamayacağına işaret ediyor.
Geçtiğimiz günlerde bienal jürisinin, insan hakları ve savaş suçları tartışmalarıyla ilişkilendirilen ülkelerin, ödül değerlendirmesine alınmasına itiraz ederek istifa etmesi, kurumun meşruiyet tartışmalarına yol açtı. Basın açıklamasında klasik Altın Aslan’ın yerine biletli izleyiciler tarafından “Visitor’s Lions” verileceği ve bu oylarla Ana Sergi’deki en iyi katılımcı ve en iyi Ulusal Sergi’nin seçileceği paylaşıldı.
İsrail’in katılımı etrafındaki tartışmalar ortamı iyice ateşledi. 2024’te İsrail Pavyonu’nun gösterilerle kapatılmasının ardından bienal organizasyonu İsrail’e alternatif bir mekan önerisinde bulundu. 200’den fazla sanatçı, İsrail’in Bienal’de yer almasına karşı çıkan çağrılara destek verdi. ANGA isimli kolektif, İsrail Pavyonu’nun önünde Filistin destekçisi eylemler yaptı. Bienalin tüm tepkilere rağmen “tarafsızlığını” koruması, politik bir tutum olarak ele alınıyor. Tartışmaların bu yıl daha da alevlenmesi, sanat dünyasında kurumsal pozisyon alma biçimlerini yeniden sorgulatıyor.
Venedik Bienali için bir tür sanat........
