Koşulsuz İtaatin Gölgesinde Kötülük
Kötülüğü düşündüğümüzde çoğu zaman çevremizde kötü insan ararız: Zalim, acımasız, insan öldüren ve başkasının acısını umursamayan birilerini… Oysa insanlık tarihi bize daha rahatsız edici bir gerçeği gösterir: Kötülük her zaman kötü insanların eseri değildir. Bazen iyi niyetli olduğunu sanan, sıradan insanların yanlış olduğu sonradan ortaya çıkacak şeylere itibar etmesiyle başlar; sorgulamaksızın itaate devam eden insanların eliyle büyür. İnsan, sorumluluğunu kendi iradesinden çıkarıp başkasının kararına bıraktığında, farkında olmadan kötülüğün taşıyıcısı olur.
Nasıl mı? 1961 yılında Yale Üniversitesinde gerçekleştirdiği itaat deneyleriyle Milgram, bu gerçeği bize şöyle açıklar: İnsanlardan başka kişilere elektrik şoku vermeleri istendiğinde, karşılarındaki kişinin acı çektiğini görmelerine rağmen katılımcıların yüzde 65’i, otoritenin yönlendirmesiyle 450 volta kadar elektrik şoku vermeye devam etmiştir. Buradaki sorun, insanların doğuştan zalim olması değildir. Asıl sorun, otoritenin yönlendirmesi karşısında insanın kendi duygu ve düşüncelerinden, hatta vicdanından bile kolayca vazgeçebilmesidir.
“Ben emir kuluyum, gözümü kapatırım vazifemi yaparım, ben sadece bana söyleneni yaptım.” cümlesi, kötülüğün en çok sevdiği sözlerdendir. Çünkü insan, sorumluluğu kendi iradesinden çıkarıp başkasının kararına bıraktığında, yaptığı eylemin ahlâkî yükünden de kurtulduğunu düşünür. Herkes verilen bir emre karşı yalnızca ‘görevini yaptığını’ düşündüğünde, ortaya çıkan kötülükten hiç kimse kendisini sorumlu tutmaz. Böylece kötülük görünmez hâle gelir, onu gerçekleştiren çoğu zaman kendini suçlu değil, yalnızca ‘görevini yapan memur’ olarak görür! Bu durum yalnızca bireysel ilişkilerde değil, otoritenin ve hiyerarşinin belirleyici olduğu kurumlarda da karşımıza çıkar.
İşte sorun buradadır. Amirin sözüne koşulsuz itaat etmek ve itiraz etmemek memurluk mudur? Bürokraside kurumların kurallara ihtiyacı vardır. Ancak kuralların yerini kişilere bağlılık, liyakatin yerini sadakat aldığında, bürokrasi başka bir şeye dönüşür. Üstünün sözünü tartışmayan, verilen talimatı sorgulamayan ve yanlış olduğunu gördüğü hâlde sessiz kalan kişi ‘uyumlu’ ve ‘güvenilir’ kabul edilse de kötülüğün bir parçası olur! Bir de bu yanlışlık daha fazla unvan, yüksek makam ve taltiflerle destekleniyorsa,kötülüğün kapıları iyice açılır!
Koşulsuz itaatin ödüllendirildiği düzenlerde yüksek unvan ve makam, kişinin doğruluğu görmemek üzere gözüne perde çekmek gibidir. “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım.” anlayışında olanlar ödül........
