Kaybedilen İnsanlık
"Reis Bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz..." (Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek)
"Reis Bey! Siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz..." (Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek)
İzlenen bazı filmlerde, asıl hikâye, insanın içinde yankılanmaya devam eder. Denge (Equilibrium, 2002) bu filmlerden biridir. İlk bakışta geleceğin totaliter bir devletini anlatan bir bilimkurgu olarak görünür. Film ilerledikçe akla takılan soru şu olur: Yönetilen insan, kendi özünden ne kadar uzaklaşabilir? Kalbi susturulmuş bir varlığa hâlâ insan denebilir mi?
Filmde, savaşların ardından kurulan kusursuz bir düzen vardır. İnsanlar her gün kullandıkları ‘ilaçla’ öfke, korku, sevgi, özlem, acı ve merhamet gibi bütün duygularından arındırılmıştır. Sanat yasaktır, kitap okumak suçtur, müzik tehlikelidir. Resimler yakılır, kitaplar saklanır, duygular ise hastalık gibi tedavi edilir. Bu düzende insan ruhu ortadan kaldırılmıştır.
İnsan yalnızca bir bedenden mi ibarettir? Duygudan yoksun bir akıl kusursuz hesap yapabilir ama adil bir düzen kuramaz. Acıyı ve hakkı tanımayan biri, başkasının yarasına merhem olamaz. Merhametten yoksun bir toplum, insanca davranışları çoğaltamaz. Medeniyet yalnız kanun ve düzenle yükselmez; kanunların bir ruhu olmalı ve o ruh vicdanla buluşmalıdır.
Oysa ki filmde, bir annenin ailesine olan sevgisi, ‘saldırganlık suçu’ olarak görülür. Eşi ve çocukları bunu sessiz bakışlarla izlemek zorundadır. İnsanların ve hayvanların kurşuna dizilmesi, duygulanmaya izin vermemek için yapılır. “Libria” adlı totaliter devlette korkulan şey, insan olarak kalmaktır.
Tarih boyunca baskıcı........
