“Münferit” diye bir şey yok, “güvenlik” o değil
İki gün üst üste okullarda toplu katliam yaşanmış, hükümet nezdinde yetkili her ağız, birlik talimatı almışçasına hadisenin “münferit” olduğunu beyan ediyor. “Bireysel” diyor diğeri. Sakin olun, yaşananların birbiriyle bağı yok! Geleceğe kalmadan, daha bugün sizi yanlışlamış. Sadece Urfa'daki katliamın ertesi gün Maraş'takine doğrudan etkisi ihtimali değil, çok açık ki okullarda, sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde, dağlarda ve ormanlarda, her yerde yaşananın birbiriyle bağı var.
Daha bir gün önce OECD ülkeleri arasında 30 yaş altı nüfusun mutluluğu kriterinde Türkiye'nin en dipteki yeri konuşuluyordu. Üstelik endeks 2021-23 yılları arasına dayanıyor; sonrasında her bir kriz daha da derinleşti.
Bugün toplumun tüm kesimlerine sirayet eden ama gençlerin daha kesif yaşadığı umutsuzluk ve geleceksizlik, sadece nerede çalışacağını, nasıl geçineceğini bilememek gibi somut ve haklı kaygılardan kaynaklanmıyor. Asıl, geleceğini inşa edebileceğine dair irade hissedememek ağır basıyor. Kendi hayatından dışlanmaktır bu. Borçlu, kaygılı ve bu gidişatı değiştirmeye dair inanç taşımayan bireylerin inşasıyla işleyen bu neoliberal hegemonyada kendini nasıl var hissedebilirsin? Bunun yollarını çaresizce etrafından kopyalayan gençler ne kadar suçlanabilir? Zorbalıkla, erkeklikle, güçlüye yamanarak, şiddete yaslanarak, etik ve erdemden yoksunlukla ancak ayakta durulduğunu görüyorlarsa, kolektif tahayyül esir alındıysa, mesele oynadıkları oyunlar değil, nefes aldıkları hayatın ta kendisidir.
Eğitim alanında çalışan ya da lise (hatta ilköğretim) düzeyinde bir gence yakın olan çok kişi akran zorbalığının gerçek boyutlarını anlatır size. Birbirine yakın yaşlardaki gençlerin, çocukların, hayatı öğrendikleri çağda kendilerini benzerlerinden ayırma yolu olarak şiddeti seçmesi de “dışarıdaki”........
