21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (1)
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması sonrası operasyonun ayrıntıları, rejim içinden ABD ile iş birliği yapan unsurlar olup olmadığı, meselenin uluslararası hukuk ve ABD-Çin rekabeti bağlamındaki anlamı tartışıldı, tartışılacaktır da. Yaşananların bir başka önemli boyutu ise, Hugo Chávez’le başlayan ve “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak adlandırılan siyasal-iktisadi projenin nasıl böyle bir noktaya geldiğidir. Maduro döneminde ekonominin bir çöküşe sürüklenmesi ve şimdi de ABD’nin Venezuela üzerindeki ekonomik ve siyasal nüfuzunu yeniden tesis etmeye girişmesi ile kesin bir sona ulaşmışa benzeyen bu “21. yüzyıl sosyalizmi” neydi ve neden başarısız oldu?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Venezuela ekonomisi, petrol gelirlerine yüksek ölçüde bağımlı bir ekonomidir. Bu bağımlılık, tarihsel olarak sanayileşmenin önünde hep bir engel oluşturmuş; petrol ihraç eden, buna karşılık neredeyse tüm diğer malları ithal eden bir ekonomik yapı ortaya çıkarmıştır. Bu, aynı zamanda, tarımsal yapının da çözülmesine yol açmış ve ülke temel gıda maddelerinde dahi tamamen ithalata bağımlı hale gelmiştir. 1970’lerde petrol fiyatlarındaki artışla birlikte yaşanan zenginleşme dönemi, 1980’lerin başında sona ermiş; ekonomi 1980’lerde uzun süreli bir durgunluk ve kırılganlık sürecine girmiştir.
Bu sürecin ardından, özellikle 1989’da Carlos Andrés Pérez Hükümetiyle birlikte neoliberal ortodoksi Venezuela’da ekonomi politikalarının belirleyici çerçevesi haline geldi. Uluslararası rezervlerdeki hızlı erime, artan bütçe açıkları, ödemeler dengesi darboğazı ve dış borç sorunları IMF ile iş birliği içerisinde bir yapısal uyum programının devreye sokulmasıyla sonuçlandı. Ticaret ve finans alanlarında hızlı bir liberalleşmeye gidilirken bankacılık, telekomünikasyon, çelik ve ulaştırma başta olmak üzere var olan kısıtlı sayıdaki kamu yatırımı özelleştirilmeye başlandı. Bu dönemde sanayinin büyümesi durma noktasına gelirken, büyük ölçekli sanayi işletmelerinin sayısı hızla azaldı.
1994’te yaşanan bankacılık krizinin ardındansa yüksek enflasyon ve sermaye kaçışı kalıcı hale geldi. Düşük petrol fiyatları ile neoliberal politikaların yoksul kesimleri sistematik biçimde dışlaması birleşerek derin bir yoksullaşmaya ve muazzam eşitsizliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. 1998’e gelindiğinde kişi başına gelir 1970 düzeyinin üçte ikisine düşerken, resmi işsizlik oranı yüzde 15’e, enflasyon ise yüzde 60’a ulaşmıştı. Nüfusun yüzde 50’sinin yoksulluk sınırı altında, yüzde 20’sinin aşırı yoksulluk içerisinde yaşadığı tahmin edilmekteydi.
Chávez ismi 1992 yılında, Andrés Pérez’e karşı düzenlenen ancak başarısızlıkla sonuçlanan askeri........
