El Kaabi’nin röveşataları
Geçtiğimiz hafta olağanüstü bir şey oldu. Afrika Kupası’nda oldu; bu da onu canlı izlemiş olma ihtimalinizi biraz azaltıyor. Öyleyse yazık. Belki algoritmanız ya da takip ettiğiniz sosyal medya hesapları önünüze düşürmüş olabilir; ama aynı şey değil. Ayoub El Kaabi’nin üç maçta attığı ikinci röveşata golünün ofsayt olup olmadığını, sayılıp sayılmayacağını, hafızamızdan silinip silinmeyeceğini, hakem ekibinin anlamaya çalıştığı o bekleyiş dakikalarını yaşamak gerekiyordu.
Eğer ortada bir “set” varsa, yani önceden düşünülmüş, planlanmış bir şey; kesin olan şu ki sonuç böyle olmamalıydı. Fas Teknik Direktörü Walid Regragui’yi, soyunma odasında takıma şunu anlatırken hayal edin: “Tamam, kanattan kullandığımız frikikleri geriye oynuyoruz; Ounahi ortalıyor, El Kaabi röveşatayla atıyor.” Bu kuşkusuz mantıksız olurdu. Kimse röveşata gibi bir teknik hareketi “olacak iş” diye varsayamaz.
Ama El Kaabi için gerçekten de “olacak iş” gibi görünüyor. Bazı oyuncular vardır; röveşata onlar için seçeneklerden sadece biridir. Böyle şeyler hep “istisnai” tiplere olur. Sezon başına otuz-kırk gol çıkaran, en üst düzeydeki forvetler değil genelde bunu yapanlar. Elbette olabilir, ama zaten bunlar da istisnadır (Cristiano Ronaldo gibi.)
Güzel goller atmak, bazı oyuncuların kalbimize ulaşmak için trafiği baypas edip tercih ettiği kestirme şerittir. Başka çareleri yoktur. Gerçekçi olalım; El Kaabi, normalde bu golü izlemek için gereken birkaç saniyeliğine bile telefonlarımıza düşemezdi; şayet röveşatayla atmasaydı. Hatta ikisini birden atmasaydı. Çünkü başlı başına yeterince kusursuz olan o bisiklet vuruşunu gerçekten inanılmaz yapan şey, “röveşata” sayılabilmesi için gereken tüm kriterlere sahip olması. El Kaabi tamamen kaleye sırtı dönük; iki ayağı da yerden kesilmiş; sırtı zemine paralel; topu sadece sektirmiyor, gerçekten vuruyor; voleyboldaki çekiç vuruşu gibi bir darbeyle yere........
