menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO’nun özü ve krizi

21 0
03.04.2026

Yarın NATO’nun kuruluş yıl dönümü.

Bu örgütün kuruluşuna ABD öncülük etmişti. Ama bugün Trump, şantaj ve baskılarına rağmen İran savaşında kendisine destek vermeyi reddeden üye ülkeleri çekilmekle tehdit ediyor.

NATO, tarihinin en ağır krizini yaşıyor.

NATO’nun ağırlık merkezinde yer alan Avrupa ülkeleri ‘Bu bizim savaşımız değil’ diyerek hava sahalarını kapattılar, askeri güçlerini Amerika’nın emrine sunmayı reddettiler.

Görünürde Avrupa’nın savunması için ABD’nin para harcamayacağını, Avrupalıların kendi savunmalarını kendilerinin yapmasını söyleyen; NATO ödentilerini yüzde 2’den yüzde 5’e çıkarmayı dayatan Trump ektiğini biçti.

2025’in son aylarında yenilenen ABD güvenlik stratejisinde de şöyle yazıyordu: “Amerikan halkının ulusal çıkarlarla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündüğü küresel yükleri sonsuza kadar üstlenmeye Amerika istekli değildir… Elitlerimiz müttefiklerinin ve ortaklarının savunma maliyetlerini Amerikan halkına yüklemelerine ve bazen bizi kendi çıkarları için merkezi olan, ancak bizim çıkarlarımızla ilgisiz veya alakasız olan çatışmalara ve tartışmalara sürüklemelerine izin verdiler.”

Trump’ın Önce Amerika vizyonu bağlamında ABD zaten bu strateji belgesinin yayımlanmasından önce çeşitli uluslararası örgütlerden çekilmeye başlamıştı. Hem herhangi bir durumun gerektirdiği geçici ittifaklar ABD’ye daha ucuza mal oluyor, hem de yıllar içinde oluşturulmuş ticari ve siyasi bağımlılık ilişkilerinin kurulduğu ülkelerle birebir sözleşmeleri daha verimli sonuçlar doğuracağına inanıyordu Trump. İran’a saldırı konusunda kendi ülkesinin kongresinden onay almamış, NATO ülkeleriyle müzakere etmeye gerek görmemişti. Buna rağmen İran’da sıkıştığı yerden kendisine destek olunmasını bekliyordu ve elbette yaprak kımıldamadı. Venezuela devlet başkanının kaçırılmasını seyreden AB ülkeleri, çökme operasyonunun Grönland’a uzanması ve Ukrayna’nın paylaşımı görüşmelerinde ABD tarafından pazarlık dışı bırakılmalarının ardından Trump’ın kendi kendine başlattığı, sonucunda hiçbir şey almayacakları bu savaşa, ağır ekonomik sonuçlarına rağmen dahil olmayı reddettiler. Önceki NATO zirvesine katılan bütün ülkelerin baş düşman ilan ettiği Rusya (ve Çin) ile ABD’nin görünürdeki yumuşama diyaloğu da Ukrayna’yı kendi ulusal sorunu olarak gören Almanya’yı huzursuz etmişti.

Ancak vaktiyle ABD etrafında sıkıca kenetlenmiş olan Avrupa’yı Trump’ın güvenlik stratejisine, hamlelerine, aşağılama ve şantajlarına karşı bugün prim vermemesinin nedeni sadece ABD güvenlik stratejisi normları değil aynı zamanda sahada kendilerine açtıkları alanlardır.

Avrupa Güney Amerika’nın Mercosur bloku ile bu yılın ocak ayında imzaladığı ticaret sözleşmesiyle ABD’nin arka bahçesinde ‘dünyanın en büyük serbest bölgesi’ni kurmak için adım attı. Zaten Mercosur ülkeleriyle AB’nin ticaret hacmi epey yükselmişti. Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay’ın başını çektiği blokla yapılan anlaşma Avrupa’nın tedarik zincirlerinin güçlenmesi, pazar imkanlarının genişlemesi anlamına geliyor. Öte yandan orta büyüklükteki ülkeler içinde hızla gelişen Brezilya’nın blok dışındaki ülkelerle ticari anlaşmaları da bu anlaşmanın can suyu.

NATO’daki müttefiklerini hizaya çekmeye çalışan ABD’nin etki alanına karşı oluşturulan yeni ticari alternatif belirirken emperyalist güçler arasındaki rekabet de kızışıyor. Eski dostlar düşmanlaşabilir.

NATO daha önce de birtakım krizler yaşamıştı. Sovyetlerin dağılışından itibaren kuruluş gerekçesini kaybeden örgüte ABD yeni politik hedefler göstererek dünya nüfuzundaki yerini korumaya yönelik adımlar atmıştı. Aşırı silahlanmaya ve yayılmaya dayalı ‘dehşet dengesi’nin yerini bir dönem terörle mücadele misyonu aldı. Bunun sonucu Afganistan ve Irak’ın işgali oldu. Son zirvelerinde ise esas hedef Rusya ve Çin olarak ilan edildi. Ancak bunun için kullanılabilecek bağlayıcı bir politik gerekçe yoktu. NATO ilk kez kendince ulvi politik gerekçeler kullanmadan çıplak bir savaş örgütü olduğunu tescil etti ve özü açığa çıktı.

Bu öz NATO’nun mali sermayenin birikim, dolaşım, ham madde tedarik alanlarının genişletilmesi uğruna dünyayı sömürgeleştirmesinin ve yükselen rakiplerini hegemonya ve nüfuz mücadelesinde alt etmesinin silahı olduğudur. Trump ise şimdi bir fay hattı gibi gerilen bu hırsın tetikçisidir.

Temmuzda Türkiye’de yapılması planlanan NATO zirvesine Trump NATO’dan çekileceği şantajıyla hazırlanıyor. İran savaşının ortasında, yanına AB ülkelerini ve hatta Ortadoğu’daki uydularını alamadan, kimsenin onaylamadığı bu saldırıların faturasını yine de yanında olmayan ülkelere göndererek kendi savaşını herkese mal etmeye çalışıyor.

Fakat NATO zaten aşırı semirmekten hantallaşan, Trump’ın deyimiyle, bir kağıttan kaplan oldu! “Emperyalizm kağıttan kaplandır” sözü Mao’nun sözüdür aslında. Mao zamanında dünya, ulusal kurtuluş savaşlarının zirveye ulaştığı devrimler dönemindeydi. Trump sömürgecileriyle savaşırken halkların kullandıkları sloganı gayet yüzsüzce tersine çevirebildi.

İran savaşı onu bir kağıt kediye dönüştürürse yüzüne vurulacak söz de aynısı olacak: NATO’suyla birlikte emperyalizm havaya kükreyen bir kağıt kaplandır.


© Evrensel