Yaşlanmak yasak
“Sabah saatlerinde metroda yaşlıların ne işi var diye isyan eden birkaç kişinin görüntüsü sosyal medyada dolaşıma girdi. Tepkiler gecikmedi; kimi bunu saygısızlık olarak niteledi, kimi ise “Gençlerin de haklı olduğu yanlar var” diyerek tartışmayı dengelemeye çalıştı. Oysa asıl soru ne gençlerin öfkesi ne de yaşlıların toplu taşımadaki varlığıydı. Asıl soru şuydu: Bu ülkede insanlar neden yaşlandıklarında bile evlerinde kalamaz, dinlenemez, yaşamlarını güvenle sürdüremez hale geliyor? Ya da neden kamusal mekanlarda, toplu taşımada ve gündelik yaşamın farklı alanlarında, farklı yaş gruplarının eşit yer alma hakkına karşı bu denli bir hoşgörüsüzlük üretiliyor?
Bu hoşgörüsüzlük, bireysel bir tutum ya da basit bir nezaket meselesi değildir. Sınıfsal çıkarlardan bağımsız da değildir. Toplu taşıma, kamusal alanlar ve hatta yaşamın kendisi giderek yalnızca “Üretime katılanlar” için meşru görülüyor. Çalışmıyorsan, üretmiyorsan, hızlanamıyorsan; gözden düşüyorsun. Yaşlıların kamusal alandaki varlığına yönelen tepki de bu zihniyetin gündelik hayata yansımasından başka bir şey değildir.
Türkiye’de çalışma yaşamında fiilen ilan edilmemiş bir kural var: 40’ından sonra gözden düşersin, 50’nden sonra fazlalık sayılırsın.
İş ilanlarında açıkça yazmasa da herkes bunu bilir. “Genç, dinamik, esnek” arayışı; yaşlı, deneyimli ve hak talep eden işçilerin dışlanmasının kibar adıdır. Kapitalizmin bugünkü aşamasında yaş, yalnızca biyolojik bir durum değil; işten atılmanın, düşük ücretin ve güvencesizliğin gerekçesi haline getirilmiştir.
Bu durum bir ön yargı meselesi değildir. Bu, bilinçli bir sınıf politikasıdır. Sermaye için yaşlı işçi; daha yüksek ücretlidir, daha fazla sağlık ihtiyacı vardır,........
