SONUÇLARA ODAKLANIRSANIZ FON VURGUNDAKİ “ÇIPLAK KRALI” GÖREMEZSİNİZ!
Türkiye üç haftadır 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesini konuşuyor.Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiye sürecine alınan fonlarda, Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Şimdi herkes ortaya çıkan zararı, mağduriyeti, Borsa İstanbul’daki dalgalanmayı, fonların nasıl bu noktaya geldiğini ve bundan sonra ne olacağını tartışıyor.
Bunların hepsi elbette önemli.Ama bana göre asıl soru başka:Bütün bunların ortaya çıkmasına izin veren düzeni neden konuşmuyoruz?
Çünkü sadece sonuçlara bakarsanız, olayın asıl aktörünü göremezsiniz.Hatta daha açık söyleyeyim:Fon vurgunundaki “Çıplak Kral”ı göremezsiniz!
ÇIPLAK KRAL Kİ?Devletin kişiselleştiği rejimlerin en önemli sonucu, kurumların ve kuralların giderek önemsizleşmesidir.Hukuk geri çekilir. Kurumların özerkliği zayıflar.Karar alma süreçlerinde objektif kriterlerin yerini, muktedirin niyetini anlamaya çalışma eğilimi alır.
Bir süre sonra insanlar artık “Hukuk ne diyor?” diye sormaz.“Yukarıdakiler ne düşünüyor?” diye sorar.İşte kritik kırılma noktası budur.
Çünkü hukuk devletinde kararın meşruiyeti kişiden değil kuraldan gelir.Kişiselleşmiş devlet düzeninde ise kuralın kendisinden çok, kuralı uygulayan kişinin sübjektif iradesi önem kazanmaya başlar.
Böyle bir sistemde kuvvetler ayrılığı, denge-denetleme mekanizmaları, bağımsız kurumlar ve kamuoyu denetimi yerine; güçlü liderlik, sadakat, siyasi telkin ve “hikmetli karar” kültürü geçer.
Sonuçta devlet, kurumlardan oluşan bir yapı olmaktan çıkar; kişilerin iradesinde somutlaşan, servet transferi amacıyla kullanılan bir güç merkezine dönüşür.
PEKİ, KURUMSAL DENETİM YOKSA YERİNE NE GELİR?Tam burada benim yıllardır “Yanaşma Düzeni” olarak kavramsallaştırdığım sistem devreye giriyor.Çünkü hiçbir iktidar, hiçbir düzen ve hiçbir güç merkezi tamamen kontrolsüz yaşayamaz.
Kurumları zayıflatıyorsanız, onların yerine başka kontrol mekanizmaları koymak zorundasınız.Yanaşma Düzeni'nin de kendisine özgü kurumları ve kuralları vardır.Yakın ve uzak yandaşlar, sistem içerisindeki önemlerine göre ödüllendirilir; statü ve servet bahşedilerek emre amade hale getirilir.Risk oluşturan unsurlar için ise son derece güçlü bir “bal tuzağı” ve “radar sistemi” çalıştırılır.
Ödüllendirme ve cezalandırma mekanizmaları yalnızca iktidara yakın çevreleri değil, gerektiğinde kontrollü muhalif parti ve unsurları da sistemin denetim alanında tutabilecek araçlara dönüştürür.
Böylece klasik hukuk devletindeki;kural, kurum, denetim, yaptırım, muhalefetzincirinin yerini; sadakat, erişim, imtiyaz, kontrolzinciri almaya başlar.
Ayrıca bu düzenin ideolojik tahkimat araçları da vardır:“Yerlilik ve millilik”, “dış güçler”, “beka”, “yerli sermaye” gibi kavramlarla sözde bir ahlaki meşruiyet üretilmeye çalışılır.
Bu kavramların kendisi elbette........
