Yakup Karbuz yazdı: Bazı Gidişler İnsan Kendine Gelsin Diye Yaşanıyor
Canlı Yayın Tekrarları
Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik
Yakup Karbuz yazdı: Bazı Gidişler İnsan Kendine Gelsin Diye Yaşanıyor
YK Yakup Karbuz · 8 Eylül 2026 • 5 Dakika 15 Saniye · 0 yorum
Bazı Gidişler İnsan Kendine Gelsin Diye Yaşanıyor
Gül Gölge’nin Lagom’u üzerine
“Bir insan hayatını ne zaman geride bırakır?” Gül Gölge’nin ‘Lagom’ isimli romanı bu sorunun etrafında şekilleniyor. Romanı okurken pek çok kez geçmişe dalıp gittim. Ve sık sık hayatı sorgularken buldum kendimi. “Başka türlü de olabilir miydi?” sorusuyla sizi baş başa bırakan sarsıcı bir roman Lagom.
Romandaki karakterlerin neredeyse tümüne tek tek ayna tutuluyor. Her biri, diğerindeki yansıması ile ele alınıyor. Hiçbir roman kişisi şeytanlaştırılmadan kendi çıkışlarını bulma yolunda ilerliyorlar. İlişkiler üzerinden hayatı, zamanı ve seçimlerimizi sorguluyor yazar. Deha, Itır, Nevra, Demir ve Tuba’nın ilişkileri etrafında şekillenen romanın en güçlü yanı, okuyanı da roman kahramanına dönüştürmesinde yatıyor biraz da… Biricik sandığımız hayatlarımızın, yaşadığımız sorunların, buhranlarımızın bize özgülüğünden de şüpheye düşüyorsunuz kitabı bitirdiğinizde.
“Bazı gidişler insan kendine gelin diye yaşanıyor belki de…” Salt bu cümlenin içinden bile pek çok hikâye çıkabileceğini düşünüyorum. Yıllar öncesinde kalbinizi verdiğiniz biriyle yıllar sonra karşılaştığınızda, o buluşmanın eski zamandaki sizlerin değil, iki ayrı insanın yeniden tanışması olacağını da anlıyorsunuz. Ve de yaşanacakların. İlk saatlerde sanki zaman, durduğu yerden yeniden akacak gibi gelir size… Hiçbir şey değişmemiş gibi bakarsınız birbirinizin yüzüne… Fakat sohbet ilerledikçe, araya giren yılların her birinizi iki ayrı insana dönüştürdüğünü fark edersiniz. Hikâyeleriniz, yaşadıklarınız bambaşka rotalar çizmiştir önünüze… Geçmişte hissettiğiniz duygular bugün hâlâ sımsıcak olsa da… Dostluklarda da böyle değil midir? Araya mesafeler ve başka hayatlar girdiğinde, ister istemez birbirimizden uzaklaşmaya başlarız. Beraber büyümek, iletişim halinde kalmak, o anılar çerçevesinde yeniden ortak paylaşımları var etmek, dostlukların ölmemesi için elzemdir. O nedenle romanı bitirince hemen çocukluk arkadaşlarımı arayıp sohbet ettim. Araya giren mekânlar bizleri değiştirmesin telaşıyla.
Kitabı okuyup bu yazıyı yazmak için masaya oturduğumda, sanki bir şeyler önüme sürekli engel çıkartıp durdu. En sonunda, “Tamam, ofise gider orada yazarım.” diye yola koyulduğumda ise bugüne kadar görülmemiş bir yağmurun altında kaldım. Ne şemsiyem ne de su geçirmez sırt çantam işe yaradı. Sele kapılacağım diye bile ürktüm bir an. Sırt çantamdaki laptop suya maruz kaldığı için arızalandı. Ama şayet bu yazıyı okuyorsanız, her engele karşın azmimin yazmamı sağladığına da tanık oluyorsunuz demektir. Bu aksiliklerin de bir işaret olduğunu düşündüm nedense. Okuduklarınızı yeterince içselleştirmediyseniz, almanız gerekeni alamadıysanız,........
