Ömer Turan yazdı: Bir Öküz, Bir Adam ve Koca Bir Tarih: Yu Hua’nın Yaşamak’ı
Canlı Yayın Tekrarları
Popüler Kültür Tiyatro Sinema Müzik
Ömer Turan yazdı: Bir Öküz, Bir Adam ve Koca Bir Tarih: Yu Hua’nın Yaşamak’ı
Ömer Turan · 11 Ekim 2026 • 5 Dakika 59 Saniye · 0 yorum
Bazı romanlar insana büyük sözler öğretir; bazılarıysa büyük sözlerden kuşku duymayı…
İkinci tarafta duruyor, Yu Hua’nın Yaşamak’ı.
Ortada devrimler var, iç savaş var, kıtlık var, siyasal kampanyalar var; bir ülke baştan aşağı değişiyor, ne var ki roman bütün bunları yüksek perdeden anlatmıyor: Bir köylü evine giriyor, sofraya oturuyor, tarlaya çıkıyor, hastanenin kapısında bekliyor. Tarih yukarıda büyük kararlar alırken pirinç hesabı yapıyor aşağıda insanlar; birileri “yeni toplum” diyor, birileri akşam çocuklarına ne yedireceğini düşünüyor.
Belki burada romanın özü bu:
Büyük sözcüklerle yazılıyor tarih, küçük evlerde ödeniyor bedeli.
Romanın kahramanı Fugui, okurun hemen seveceği türden biri olmaktan uzak… Gençliğinde zengin bir ailenin sorumsuz oğludur, kumar oynar, servetini tüketir, ailesini yoksulluğa sürükler. İlk sayfalarda insanın içinden “Eh, bunu da kendin yaptın” demek gelirken tam o sırada masayı değiştirir Yu Hua; Fugui’nin kişisel kusurları geride kalır, ülkenin büyük çalkantıları dayanır kapıya ve bundan sonrası tek kişinin düşüşü olmaktan çıkar.
Çin İç Savaşı, 1949 sonrasında kurulan yeni düzen, kolektifleştirme, Büyük İleri Atılım, kıtlıklar, Kültür Devrimi… Bunların hiçbiri romanda tarih kitabı maddeleri gibi ilerlemez; bir politika bazen boşalan bir tencere olur, bir kampanya işini yapmaya korkan bir doktor, bir ideolojik çağrı komşunun komşudan kuşku duyması; devletin uzaklarda aldığı karar, köyde bir insanın bedenine kadar ulaşır. Yu Hua’nın anlatısındaki siyasal güç tam burada, bağırmadan ortaya çıkar; çünkü iktidarın gündelik yaşamdaki karşılığını göstermek için her zaman meydanlara, söylevlere, parti toplantılarına gerek yoktur:
Bir tabak yemek yeter bazen, bir cenaze, bir hastane odası, eve dönemeyen bir baba…
Düşünsenize, tarih kitaplarında milyonlar kolayca yan yana gelir: Milyonlar aç kaldı, milyonlar yer değiştirdi, milyonlar öldü; sayı büyüdükçe gözden uzaklaşır insan, “üç milyon” dediğinizde bir süre sonra rakamla uğraşır akıl… Rakamı yeniden insana çevirir Yu Hua; bir eve girer, bir aile seçer ve “Bakın, o milyonlardan biri burada yaşıyordu” der gibidir. Bu yüzden Yaşamak, Çin tarihini bilmeyen okura da dokunabilir; Çin tarihini bilen okursa başka bir katman görür:
Fugui’nin başına gelenlerin tümünü kader sözcüğüne bırakmak mümkün olamaz. Belirginleşir burada asıl sorun.
Çekicidir Fugui’nin yaşadıklarını “insanın dayanma gücü” üzerinden okumak; adam neredeyse her şeyini yitirir, gene de kalkar, yürür, çalışır ve romanın adı da bunu çağırır zaten: Yaşamak.
Ne hoş, insan her şeye dayanıyor; tam burada biraz kuşkulanmak gerek, çünkü “insan her şeye dayanır” sözü iktidarların da kulağına hoş gelebilir: Madem dayanıyor, biraz daha dayansın; madem ayağa kalkıyor, yükü biraz daha ağırlaştırın; madem acıya alışıyor, neden hesap soralım? Bu kolay teselliye sığınmıyor Yu Hua’nın romanı; Fugui’nin yaşama gücünü gösterirken onu bu kadar çok şeye dayanmak zorunda bırakan koşulları da göz önünde tutuyor. Bir yanda insanın direnci, öte yanda o direnci........
