Bir rezerv masalı: Riskin kamusallaştırılması
Kârı özelleştirip zararı sosyalleştirmekten daha büyük bir adaletsizlik yoktur.
— Nassim Nicholas Taleb
Şehirlerin ışıkları söner, piyasalar kapandığında; Ankara’nın gri binalarında bir hesap makinesinin tuşları hâlâ durmaksızın çalışır.
“Merkez Bankası rezervlerinde tarihi zirve!”
“Swap hariç net rezervler rekor kırdı!”
Grafiğe baktığımızda, grafiği oluşturan çizginin derin bir çukurdan çıkıp gökyüzüne doğru tırmandığını görürüz. Evet, rakamlar yalan söylemez. Ama her şeyi de anlatmaz.
Bugün çizginin son noktası “tarihi başarı” diye sunuluyor. Oysa her bir milimetresi, çok ağır bedeller ödenerek çizildi. Bu bir başarı öyküsünden ziyade, pahalıya satın alınmış bir zamandır. Ve rüzgâr tersine döndüğünde, çıplak kalma ihtimali fazlasıyla düşündürücüdür.
Eskiden kur riski, onu alanın sorumluluğundaydı. Yatırımcı TL’de kalıyorsa, risk de getiri de kendi bilançosundaydı. Kur sıçrarsa zarar eder, sabit kalırsa faizini alırdı. Serbest piyasa “vahşi” idi belki, ama dürüsttü.
2021’de Kur Korumalı Mevduat ile başlayan ve bugün fiilen kabul edilen yeni kur rejimiyle bu düzen kökten değişti.
Bugün TCMB, yerli ve yabancı yatırımcıya şunu söylüyor: “TL’ye gel, kuru ben senin için kontrol ederim.”
Bu, klasik para politikası değil; devasa bir kur sigortasıdır.
Döviz bazında sağlanan reel kazanç, yatırımcının maharetinin değil, kamunun sunduğu bu örtülü garantinin sonucudur. Detayları da yandaki tablolarda da rahatça görülebilir.
2024’te 100 dolarını TL’ye dönen ve TLREF faizi alarak 2025 sonuna kadar bu faizden yararlanan bir yatırımcı dolar faizi olarak s.66 toplam (senelik 1.78) getiri sağlamıştır.
Yok olmadı. Bir yere gitmedi… Sadece yatırımcının omuzlarından alınıp, halkın üzerine bırakıldı.
Kamu maliyesine, sanayiciye, ihracatçıya, tüketiciye, kredi faizine, borç stokuna…
Özellikle yabancı yatırımcıya verilen bu garanti, ülkenin ürettiği değerin tertemiz bir otoyolla ülke........
