Sanayiden vaz mı geçiyoruz?
Bir ülkenin kaderini sadece ne kadar sattığı değil, ne ürettiği belirler. Türkiye, son 20 yıldaki büyüme hikâyesinde elbette güçlü dönemler yaşadı; ancak bugün sanayideki gerileme ve gelinen kritik eşik, hepimizin aklına üretimdeki gücümüzü kaybediyor muyuz sorusunu getiriyor.
Üretim kapasitesi ve üretimin niteliği, hem refahı hem de dış dengeleri belirleyecek ana unsur haline geldi. Dahası, bu sadece Türkiye’nin meselesi olmaktan çıktı. Batı dünyası, pandemi ve jeopolitik şoklardan sonra tedarik güvenliği ve stratejik özerklik gerekçesiyle üretimi tüm dünyanın gözleri önünde yeniden merkeze alıyor. Bu durum üretimin tekrar ulusal güvenliğin ve rekabetçiliğin en önemli aktörü olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Türkiye’nin temel sorunu çoğu zaman finansman gibi görünse de, daha derinde yatan bir gerçek var. Üretim yapısı yeterince yerli ara malı ve teknoloji üretmiyorsa, büyüme otomatik olarak ithalatı şişirir ve dış dengeyi bozar.
Bugün geldiğimiz nokta tam da böyle. Merkez Bankası çalışma notlarında, Türkiye’nin ithalatı içinde ithal ara mallarının payının yaklaşık dörtte üç düzeyinde olduğuna dikkat çekiliyor. Bu, üretim arttığında bile dış girdi bağımlılığı yüksekse, fazla çalışıp az kazanma riskini de beraberinde getiriyor. Bu yüzden üretim artışı kadar, üretimin yerli katma değer oranını yükseltmek de son derece önemli. Yerli ara malı kullanımı, yerli teknolojiye önem verilmesi ve yerli tasarımları benimsemek, şüphesiz sanayiye ivme katacaktır.
Hizmet sektörünü büyütürken sanayiyi ıskalamamak gerekiyor
Hizmetler büyürken bile sanayi, daima ekonominin verimlilik motorudur. Dünya Bankası........
