menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BİR NESLİN SESSİZ ÇIĞLIĞI

20 0
28.03.2026

Dünyada manşet haliyle İran Savaşı.

O nedenle Perşembe günü yayınlanan köşe yazımda kaleme aldığım ‘ülkemde gençlik ve toplum nereye gidiyor’ merkezli yazımı bugünde genişleterek devam ediyorum.

Evet, dünyada her gün bir kaos, bir aksiyon, ve de savaşlar yaşanıyor!

Tüm bunlarla beraber kaçınılmaz bir gerçeğimiz var, oda kendi toplumsal ve yaşamsal gerçeklerimizden kopmamamız…

Ülkemde aynı zamanda inanılmaz bir toplumsal kirlenme, bozulma hat safhada. Adına sanatçı dediklerimiz (Yani topluma yön veren, sanatıyla aydınlatıp zenginleştiren, aydınlatan kişi) bir bir dökülüyor bir sürü uygunsuz hallerden ötürü. Ve biz bolca onları kınayıp eleştirirken gençliği de yerden yere vuruyoruz!

Peki, eleştirdiğimiz şeylerle ne kadar empati kurabiliyoruz?

Ne kadar kendimizi onların yerine koyabiliyoruz?

Ama biz bolca kınayıp eleştiriyoruz, suç ve kabahatleri hiçççç kendimize kondurmadan…

Gençler kaybolmuyor aslında, yönsüz bırakılıyor. Ve biz, bu yönsüzlüğü izlerken hala suçu gençlerde arıyoruz.

Türkiye’de gençlik tartışmaları genellikle aynı cümleyle başlar: “Gençlik bozuldu.”

Bu cümleyi kuranlar nedense hiç şunu sormaz: Bu gençlik kendi kendine mi bozuldu?

Ortada bir sonuç var ama herkes sebepleri konuşmaktan özellikle kaçınıyor. Çünkü sebeplere bakmak, biraz da aynaya bakmayı gerektirir.

Peki, buyurun soralım; Bugün gençlerin bir kısmı neden amaçsız, neden öfkeli, neden kaçış arıyor? Çünkü onlara sunulan hayat, çoğu zaman bir gelecek değil, sadece bir idare etme planı.

Ee haliyle insan, umut görmediği yerde alışkanlık üretiyor.

Kimi zaman da kötü alışkanlık.

Madde bağımlılığı, dijital bağımlılık, anlamsız bir görünürlük yarışı… Bunlar gençliğin tercihi değil; içine itildiği boşluğun yan etkileri.

Biz toplum olarak gençlerimize neyi gösteriyorsak yarınında da onu yaşıyor.

Televizyonu birkaç saat izleyin, sonrasında da kendimize şu soruyu soralım:

“Buradan nasıl bir insan modeli çıkıyor?”

Çalışmadan zengin olanlar, bağırarak haklı çıkanlar, entrikayla kazananlar…

Dijital medya ya hiç girmiyorum, orası bambaşka bir evren: Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes ünlü.

Düşünsene, gün boyu ekranda böylesi hayatlar yaşıyorsun, uyuyorsun, ve sonra sabah uyanınca aynı hayatla, yani kendi yaşadığın gerçek hayatınla yüzleşiyorsun.

Sonra diyoruz ki: “Bu gençler neden tatminsiz?”

Sorun, gençlerin gerçeklikten kopması değil; onlara sürekli sahte bir gerçeklik izletilmesi.

Televizyon ve medya, toplumu yansıtmak yerine yönlendiren bir güce dönüştüğünde, ortaya çıkan tabloyu sadece “gençlik sorunu” olarak tanımlamak kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir

Sanki Sistem çok kusursuz, hatalı olan gençler!

Ülkemde böylesi tuhaf bir alışkanlık var: Sistem asla suçlu değildir.

Eğitim sistemi sorgulanmaz, medya dili eleştirilmez, kültür politikaları tartışılmaz… Ama gençler sürekli eleştirilir. Çünkü en kolay hedef gençlik.

Düşünsene, sınav odaklı bir eğitim, nefes almayan şehirler, ulaşılması zor kültür-sanat alanları… Ama beklenti Nitelikli gençlik.

Gençten hem yarış atı olması bekleniyor, hem de filozof.

Ee durum böyle olunca ne oluyor? İşte o dramatik, içler acısı gencecik çocukların yok oluş haberleriyle dolup taşıyor ortalık.

Tüm bunların sebebi ise maalesef gerçekle yüzleşememek. Düzeltmek için bir şeyleri gerçekle yüzleşmek kaçınılmaz.

Önce ivedilikle şunu kabul etmemiz gerekiyor: Bu tablo........

© Diriliş Postası