menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Motivasyon beklemek

32 0
12.04.2026

Bir işe başlamak için motivasyon beklemek, kapının önünde durup açılmasını beklemek gibi. Kapının kolu oradadır ama insan dokunmaz. Çünkü dokunmak, sonucu değil belirsizliği başlatır.

İnsan çoğu zaman hazır hissetmediği için başlamaz; başlamadığı için de hiçbir zaman hazır olmaz. Bu döngü dışarıdan tembellik gibi görünür. Oysa içeride daha zor bir şey vardır: İnsan, sorumluluğu hisse devreder. Yapmak yerine hissetmeyi bekler. Hissin gelmesini, hareketin şartı haline getirir.

Burada belirleyici olan motivasyon değildir. İnsan çoğu zaman ne yapacağını bilmediği için değil, neyle karşılaşacağını bilmediği için durur. Çünkü başlamak, sonucu değil belirsizliği kabul etmektir. Çoğu zaman ertelenen şey işin kendisi değil, o ilk temasın yarattığı rahatsızlıktır. Yani insan çoğu zaman zor olandan değil, belirsiz olandan uzak durur.

Yalnız burada daha sessiz bir süreç de işler. İnsan erteledikçe, yapmadığı şeyi zihninde büyütür. Temas edilmemiş olan giderek ağırlaşır, belirsizlik daha tehditkâr görünmeye başlar. Böylece kaçınmak, giderek daha makul bir tercih gibi hissedilir.

Motivasyon bir başlangıç gibi beklenir. Oysa çoğu zaman hareketten sonra ortaya çıkar. İnsan yürümeye başladıktan sonra yürümek ister; yazmaya başladıktan sonra yazmak. İlham çoğu zaman başlatan değil, devam ederken hissedilen bir şeydir.

Bu noktada mesele motivasyondan çok, davranışın nasıl oluştuğunu anlamaya döner.

1898’de davranış üzerine çalışan psikolog Edward Thorndike öğrenmenin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışırken kapalı bir düzenek kurar. İçeride çıkışı gizli bir kutu vardır. İçeri bırakılan canlı neyin işe yaradığını bilmez; dolaşır, yoklar, tekrar eder.

Bu dağınıklığın içinde bir noktada doğru yere temas edilir ve kapı açılır. Önemli olan bu temasın bilinçli olması değil, iz bırakmasıdır. Çünkü zihin çoğu zaman doğruyu düşünerek değil, işe yarayanı kaydederek öğrenir.

Bir sonraki denemede hareket değişir. Hâlâ belirsizlik vardır ama artık tamamen rastgele değildir. Sanki içeride ince bir yön oluşur. Bu yön, bilgiyle değil tekrarla belirginleşir.

İnsan da çoğu zaman böyle öğrenir. Yalnız burada bir fark vardır. İnsan çoğu zaman neyin işe yaradığını görür, ama o ilk teması yine de geciktirir. Çünkü bilmek yeterli değildir; temas etmek gerekir. Ve temas, çoğu zaman netlik değil belirsizlik getirir.

Öte yandan insan, bildiği şeyi yapmadıkça bilgisi de işlevini kaybeder. Bilmek, kullanılmadığında yön göstermez; zihinde kalan bir ihtimale dönüşür.

Bu yüzden öğrenmek, görmekten çok dokunmakla ilgilidir. Bu temas kurulduğunda ise başka bir soru ortaya çıkar: İnsan neden başladığı şeyi sürdüremez?

Yıllar sonra davranışın nasıl sürdüğünü inceleyen psikolog B. F. Skinner bu süreci daha görünür hale getirir. Davranışın ardından gelen ödül her zaman tutarlı değildir. Bazen gelir, bazen gelmez. Ve tam da bu düzensizlik davranışı sürdürür.

Çünkü zihin kesinliğe değil, ihtimale bağlanır. Tamamlanan şey kapanır; ihtimal ise açık kalır. İnsan, kapanmamış olanı takip eder. Yani davranış çoğu zaman sonuçtan değil, sonuç ihtimalinden beslenir.

Bugünün insanı da bu döngünün içindedir. Yalnız burada küçük bir kayma olur. Davranış artık sadece işe yaradığı için değil, ne kadar hızlı karşılık verdiğine göre seçilmeye başlar. Bu yüzden bazı şeyler kolayca tekrar edilir, bazıları ise daha başlamadan bırakılır.

Motivasyon çoğu zaman bu karşılıktan beslenir. İnsan, karşılık hissettiği davranışa yönelir. Öte yandan disiplin, karşılık geciktiğinde devreye girer. Yani biri davranışı başlatmaya yakınken, diğeri onu taşımaya yakındır.

Bu noktada mesele artık sadece davranış değil, o davranışın hangi koşullarda sürdürülebildiğidir.

Disiplin çoğu zaman sertlik gibi anlatılır. Oysa daha sade bir şeydir. Aynı yere dönmek, aynı şeye tekrar bakmak, bir süre hiçbir şey olmuyormuş gibi devam etmek. Bu yüzden zordur.

Çünkü burada karşılık hemen görünmez. İnsan yaptığı şeyin nereye gittiğini o anda bilemez. Ama bu, karşılık olmadığı anlamına gelmez; yalnız henüz görünür olmadığı anlamına gelir.

Franz Kafka’nın günlüklerinde tekrar eden o sahne bu yüzden çarpıcıdır: Yazmak ister, yazamaz, yine de masaya oturur. Bu bir üretim anı değil, bir kalma halidir. Orada kalmak, ilerlemekten önce gelir.

Disiplin tam olarak buradadır. Yeni bir şey yapmakta değil, bırakmamaktadır. Öte yandan insan çoğu zaman zorlandığı için değil, karşılık göremediği için bırakır.

Yalnız burada kritik olan şudur: İnsan çoğu zaman yapamadığı için değil, yaptığı şeyin işe yarayıp yaramadığını hemen anlayamadığı için vazgeçer.

Bu yüzden disiplin, çabadan çok beklemeyle ilgilidir. Ve tam da bu noktada bugünün dünyası devreye girer.

Bugünün dünyasında sorun zamanın hızlanması değil, beklentinin hızlanmasıdır. İnsan artık sonucu değil, sonucun hızını ölçer.

Bir şey yapar ve karşılığını bekler. Hemen. Gelmezse o şey eksik hissedilir. Bu durum zihnin ölçüsünü değiştirir. Emekle gelen şey yavaş görünmeye başlar. Hatta çoğu zaman yokmuş gibi hissedilir.

1970’lerde dürtü kontrolü üzerine çalışan psikolog Walter Mischel çocuklara basit bir seçim sunar: Şimdi küçük bir ödül ya da bekleyip daha büyüğü.

Bekleyebilen çocuklar bunu kendilerini zorlayarak değil, dikkatlerini yönlendirerek yapar. Yani ödülü ortadan kaldırmazlar; onunla aralarına mesafe koyarlar.

Bugünün insanı ise farklı bir ortamda yaşar. Artık tek bir ödül yoktur. Her yerde küçük anlık kazanımlar vardır.

Bu yüzden mesele beklemek değil, bekleyebileceğin bir alan bulabilmektir. İnsan gün içinde defalarca küçük hazlara temas eder. Bu tekrar, derin olanı zayıflatır. Çünkü derinlik, gecikmiş ödüle katlanabilmeyi gerektirir.

Zamanla şu fark edilmeden yerleşir: İnsan haz aramaz, sadece hazdan çıkmakta zorlanır. Yani sorun haz değil, onun sürekliliğidir.

Bu noktada motivasyonun neden bu kadar kırılgan olduğu daha anlaşılır hale gelir. Ve bu bizi yeniden başlangıç noktasına götürür.

Motivasyon çoğu zaman beklenmez, oluşur. Ama küçük başlar. Bir dosyayı açmak, birkaç dakika oturmak, yarım kalmış bir şeye dokunmak. Bu hareketler zihin için bir kayıt oluşturur.

Motivasyon çoğu zaman istekle değil, temasla başlar. İnsan burada zorlanır. Çünkü başlangıç karşılık vermez. Ortada hemen tutunulacak bir şey yoktur. Bu yüzden birçok kişi tam burada bırakır.

Yalnız burada fark edilmeyen bir şey vardır. İnsan çoğu zaman başlayamadığı için değil, başlamak istediği şeyi zihninde olduğundan daha büyük kurduğu için durur. Zihinde büyüyen şey, gerçekte yapılacak olandan daha ağır hissedilir. Bu yüzden ilk adım, yapılacak işten çok o büyütülmüş yükle temas etmek haline gelir.

Aslında mesele sabırsızlık değildir. O boşlukla kalamamaktır. Çünkü başlangıç, çoğu zaman hiçbir şey hissettirmeyen bir alandır. Ne ilerleme vardır ne de anlam. İnsan burada yönünü kaybettiğini zanneder.

Oysa tam da o belirsizlik, sürecin kendisidir. Çünkü motivasyon çoğu zaman başta değil, süreç içinde oluşur. Van Gogh’un tekrar eden çizgilerle bir dil kurması gibi; ilk çizgiler çoğu zaman yanlış, dağınık ve anlamsızdır. Ama o çizgiler olmadan hiçbir şey de oluşmaz.

Ve çoğu zaman insanın kaçtığı yer tam burasıdır:

Henüz hiçbir şeyin olmadığı, ama her şeyin başlayabileceği o dar alan.

İnsan çoğu zaman ne yapması gerektiğini bilir. Ama o ilk teması kurmaz. Çünkü o temas küçük ve belirsizdir.

Oysa süreç tam orada başlar. İnsan çoğu zaman yapamadığı için değil, yapmadığı için yapamaz hale gelir. Ve bir süre sonra bu fark kaybolur.

Disiplin kusursuzluk değildir. Tekrar etmektir. Geri dönmektir. Bir süre hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen yerde kalabilmektir.

Motivasyon ise çoğu zaman bunun ardından gelir. İnsan yürümeye başladıktan sonra neden yürüdüğünü anlar.

Öte yandan bazı şeyler ilerlemekle değil, devam etmekle kurulur. Beckett’in söylediği gibi: Denedin. Yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil.

Ve çoğu zaman mesele sandığımız kadar karmaşık değildir.

İnsan durduğu için kalmaz.


© Diken