VÂV GİBİ OLMAK...
İnsan bazen bir kelimede, bazen bir cümlede, bazen de tek bir harfte kendisini bulur. Arap alfabesinin “Vâv” harfi de kültür ve irfan dünyamızda böyle derin çağrışımlar kazanmış bir harftir. Vâv; Arapçada çoğu zaman “ve” anlamıyla bağlar, birleştirir, yan yana getirir. Hat ve tasavvuf geleneğinde ise şekli anne rahmindeki cenine benzetilmiş; eğik duruşu tevazu, kulluk ve teslimiyetle yorumlanmıştır. Elbette bunlar dinin vâv harfine yüklediği hükümler değil, medeniyetimizin harf üzerinden geliştirdiği hikmetli yorumlardır.
İnsan dünyaya âdeta vâv gibi gelir. Anne rahminde kıvrılmış, küçücük ve bütünüyle muhtaçtır. Kendisini besleyemez, koruyamaz, geleceğini belirleyemez. Dünyaya geldiğinde de aynı acziyet devam eder. Sonra büyür; yürür, konuşur, öğrenir, kazanır, makam ve servet sahibi olur. Ne gariptir ki insan güçlendikçe başlangıçtaki acziyetini unutmaya meyleder. Kur'an bu hâle, “Şüphesiz insan kendisini ihtiyaçsız gördüğü için azar.” (Alak, 6-7) buyurarak dikkat çeker.
Belki de vâvın bize hatırlattığı ilk hakikat budur; büyüdükçe dikleşme, olgunlaştıkça eğilmeyi bil. Fakat eğilmek ile ezilmek aynı şey değildir. Tevazu, şahsiyetsizlik değildir. Mümin Allah'ın huzurunda eğilir fakat kulların karşısında zillete düşmez. Makama tapmaz, servete teslim olmaz, güç sahibinin karşısında hakikati değiştirmez. Onun alnı secdede yere değer ama şahsiyeti ayaktadır. Bu sebeple vâvın sembolik mesajını şöyle okumak mümkündür; Allah'ın huzurunda eğil ki, Allah'tan başkasının önünde eğilmek zorunda kalmayasın.
Kur'an, Rahmân'ın kullarını anlatırken, “Onlar yeryüzünde vakar ve........
