"Hakikatin Arı"sı
Bir yandan halkı kin ve nefret yoluyla ayrıştırmak için başta din ve milli değerleri kullandıkları, çoğunlukla “Cumhurbaşkanına hakaret” gibi suçlamalarla ilişkilendirdikleri bir nefret diliyle “onlar” yaratıyorlar. Bir yandan teşvik ettikleri bu nefret dalgasını; din yayma, dincileştirme misyonunu üstlenen vakıfların, kamu kurumlarının içinde olup biten skandalları saklamak için kullanışlı yasalar yaratıyorlar. Dezenformasyon yasası, KHK’lar ve uydurma suçlamalar bu düzenin dayanakları olarak işletiliyor.
Yarattıkları biz ve onlar kamplarının gücünü, şimdilik seçim sonuçlarının Q üstünlüğünde sahipleniyorlar. Bu oran sandıkta ortaya çıkan oran, iddia ettikleri gibi değişmez bir çoğunluğu değil; çözülmekte olan, çelişkilerle dolu bir dengeyi ifade ediyor.
Oysa sandık sonuçlarıyla ilan edilen, “biz” diye sahiplendikleri sözde çoğunluk da bir aldatmaca. Bu oran kati ve değişmez bir tercihi temsil etmiyor. Gerici, baskıcı, şeriatçı yapılar aracılığıyla kin ve nefret üreten, küçücük çocukların beyinlerine, bedenlerine göz diken cemaat ve tarikatların kontrol ettiği gruplar içinde bile kopuşlar yaşadıkları bir dönemdeyiz. Ekonomik yoksulluk, sınıf ayımı ve emek üzerindeki baskı, giderek genişleyen tepkiyi büyütüyor. Çıkar çatışmalarıyla partiler içinde yaşanan iktidar savaşları ve bunun yarattığı çözülmelerin etkisi de azımsanamaz.
Kararsızların; yani öyle ya da böyle daha önceki oy tercihlerinden kopan, oy verebileceği partiye ilişkin güven ve aidiyet sorunu yaşayanların oranı bugün seçim olsa birinci partiyi aşıyor. Bu kitle içinde hem iktidardan hem de muhalefetten uzaklaşan güçlü bir karma var. Siyasetin bu kadar araçsallaştığı, siyasetin finansmanının bu denli bulanık olduğu, partilerin kuruluş ilkelerinden, davalarından bu ölçüde ödün verdiği bir dönem daha olmamıştır. Buna bağlı olarak seçilmişler arasında hiçbir ideolojiye bağlı olmayan, neden / sonuç ilişkisiyle izah edilemeyecek boyutlara ulaşan ve tamamen kişisel konum ve fayda odaklı gelişen partiler arası geçişler kafa karıştırmaya devam ediyor.
Onlar yönetemedikçe halkın isyanı artıyor, oy kaybı hissediliyor. Her zaman lehlerine sonuç aldıkları dezenformasyon yöntemi artık aynı etkiyi getirmiyor. Bunun en güncel örneklerinden biri; laiklik çağrısı yapan bildirgeye yönelik karalama kampanyasının aranan karşılığı bulmaması. Ramazan ayı ya da inançlarla hiç ilgisi olmayan; tersine laiklik güvencesiyle herkesin inanç özgürlüğü gibi, bilimsel eğitim özgürlüğü, daha iyi yaşam hakkını savunan bu metnin halkı inançları nedeniyle hedefe koyduğu, kin ve nefrete sürüklediği iddia edildiyse de toplumda yaratmak istedikleri infial karşılıksız kaldı ve bildirgeye verilen destek imzaları da yağmur gibi çoğaldı. Madem dezenformasyon işe yaramıyor bari yasası olsun! Bu yasayı halkı kin ve düşmanlığa sevk eden tahrik gibi muğlak suçlamalarla yani hukuk sopasıyla,........
