menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sendikalar, akçalı işler ve nepotizm

34 0
11.05.2026

Kamunun ve toplumsal örgütlerin (sendikalar, meslek örgütleri, toplumsal örgütler) mali işlerinin denetimi, şeffaflığı ve hesap sorulabilirliği son derece hayati bir konudur. Bugün sendikaların akçalı (mali) işlerinin denetimi ile sendikalarda nepotizm sorununu tartışmaya çalışacağım. Sendikalar bir yandan üyelerinin haklarının korunması için öte yandan genel toplumsal mücadele açısından son derece hayati örgütler. Siyasi partilerden sonra en önemli örgütler. İşçilerin ve çalışanların bireysel hak ve çıkarları yanında temel hak ve özgürlükler açısından da hayati rolleri var.

Öte yandan sendikalar kamusal örgütler olarak kabul edilmeli. Dar anlamda hükümet veya devlet örgütleri değil ancak halkın ve toplumun örgütleri durumundalar.  İşleyişleri özel hukuk alanına tabi olsa da işlevsel olarak kamusal ve toplumsal örgütler. Yönetimleri seçimle iş başına geliyor, üyeleri ve kamu adına faaliyet yürütüyorlar.  Bu faaliyetleri yaparken devasa kaynaklara hükmediyorlar. O nedenle sendikaların akçalı işleri kamusal ve toplumsal bir sorun olarak kabul edilmeli. Bugün son zamanlarda gündeme gelen iddialardan hareketle sendikaların akçalı işleri ve nepotizm meselesi üzerinde duracağım.

TEK ÖRNEK DEĞİL

Son günlerde ülkenin ikinci büyük ve memurların en çok üyeye sahip konfederasyonunun başkanı ve oğlu hakkında çeşitli iddialar gündeme geldi. Hemen söyleyeyim Memur-Sen ve Genel Başkanının sendikal politikalarını sıkça eleştiren biri olarak bu meselenin ve iddiaların sadece bir sendikaya özgü olduğunu söylemiyorum. Geçtiğimiz günlerde bir işçi sendikası hakkında da benzer iddialar gündeme geldi. Bu iddialar geçmişte başka sendikalar hakkında da gündeme geldi. Olayı kişiselleştirmek hem önemini azaltır hem de yapısal ve köklü nedenlerinin görmezden gelinmesine yol açar. Farklı sektörlere ve konfederasyonlara mensup çeşitli sendikalar hakkında bu tip iddialar ve haberler giderek artan biçimde gündeme geliyor.

Olayın ayrıntılarına vakıf değilim. Dosyanın kapsamını, detayını bilmiyorum o nedenle somut vaka üzerinden bir değerlendirme yapmayacağım. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tekil örneklerden bağımsız olarak sendikaların akçalı işlerindeki sorunlar, usulsüzlükler sistemiktir yapısaldır. Bu tip kepazelikleri besleyen bir sendikal yapı ve mekanizma vardır.

Bu elbette bütün sendikaların çamura ve usulsüzlüğe battığı anlamına gelmez. Zaman zaman hükümet ve sermaye çevreleri sendikal mücadeleyi itibarsızlaştırmak ve gözden düşürmek için bu tip olumsuzlukları abartmakta ve hatta asparagasa bile vardırmaktadır. Örneğin Zonguldak maden işçilerinin 1990-1991 direnişi ardından öne çıkan sendika lideri Şemsi Denizer bir yandan arkadaşlarının ve kendisinin hatası öte yandan rakip bir sendikacının seçimlerde yıpratma amacıyla yaptığı operasyon sonucu günah keçisi haline getirilmişti. Bu nedenle sendikaların akçalı işleri konusunda kararlı, ilkeli ve ancak bir o kadar da dikkatli davranmakta yarar var.

Geçen aylarda ve son günlerde ve gündeme gelen çeşitli iddiaların ayrıntıları bir yana bu iddialar karşısında yapılması gereken bu iddialara açık, somut yanıt vermek üyelerin ve kamuoyunun vicdanını tatmin etmektir. Bunun yapılmadığını, bunun yerine iddiaların ya görmezden gelindiğini veya geçiştirildiğini görüyoruz. Etkin bir denetimin ve şeffaflığın ilk koşulu iddialara karşı açık, net, geçiştirmeyen yanıtlar vermek ve sorularla muhatap olabilmektedir. Alnı açık olan, yaptığı işlemlere güvenen bunları göğsünü gere gere açıklıkla savunur. Bir takım yapay bahanelerin ve sözde gerekçelerin arkasına saklanmaz.

İşin bu kısmı önemli. Çünkü yapılan iş kamusal ve sendikal etiğe, hukuka ve kamu vicdanına uygunsa........

© Birgün