menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Japonya’nın seçim dilemması: Ekonomi ve güvenlik

2 6
13.02.2026

Teknik ilerleme ve ekonomik refahın Avrupa ülkeleri ile ABD’ye atfedildiği bir dünyada Japonya, Asya’nın doğu ucunda “nevi şahsına münhasır” bir hikaye yazarak birçok ülke için daima ilham kaynağı olageldi.

Bu sebeple ne kadar uzak olsa da daima insanın merakını körükleyen bir gizem de taşıdı. Ne var ki küreselleşmeyle birlikte dünyanın küçük bir köye dönüştüğü günümüzde artık Japonya’nın kendi yağında kavrulması mümkün görünmüyor. İşte 8 Şubat’ta yapılan seçimlerin global düzeyde yankı uyandırmasının altında yatan sebepleri de burada aramak pekala mümkün.

Japonya birkaç yıldan beridir, ciddi bir ekonomik durağanlık içinde. Japon Yeni’nin ABD doları karşısında zayıflaması, enflasyonla birlikte alım gücünün düşmesi ve buna karşı sabit seyreden ücretler homurdanmaları da beraberinde getirdi.

Tüketici fiyatlarının %3’ten fazla artmasıyla birlikte 2025 yılında hane halkı harcamasının son 44 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı belirtiliyor.

Özellikle pirinç fiyatındaki rekor yükseliş başta olmak üzere temel gıda fiyatlarının astronomik artışıyla birlikte ekonomi, Japon seçmeni için belirleyici bir faktör olmuştur. Devlet televizyonu NHK’nin de 8 Şubat öncesinde yaptığı bir kamuoyu araştırmasında katılımcıların @’tan fazlası, fiyat düşürme vaatlerinin oy verme kararını etkileyeceğini belirtmiştir.

Revize edilen dünya düzeninde güvenlik kaygısı da Japonya’da önemli bir olguya dönüşmüş durumda. Bir tarafta Kuzey Kore’nin füze denemeleri, diğer tarafta Pasifik’te Çin’in ekonomik pazar hakimiyeti ve tartışmalı adalar konusunun her gün biraz daha iç siyaseti konsolide ettiği apaçık ortada.

Özellikle ABD Başkanı Trump’ın Japonya’yla yapılan güvenlik antlaşmasını sorgulayan çıkışları ve savunma harcamalarının arttırılması talebi de 2’nci Dünya Savaşı’ndan beridir süregelen Japon müesses nizamını tahrik eder düzeyde.

Bir diğer konu, Japonya’da göçmen karşıtlığı ve hatta nispeten turistlerden duyulan rahatsızlık da ciddi bir popülizme neden olmakta, günden güne siyasete yansıması da görülmekte.

Japonya, karlı bir 8 Şubat gününde popülist politikacıların pohpohladığı “korku” ile halkın yaşadığı “geçim” krizi ikliminde sandığa gitti. Ülkenin ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi, seçildiği Ekim 2025’ten sadece 110 gün sonra erken seçim kararı aldı.

Başbakan Takaichi, önce partisi Liberal Demokrat Parti’de (LDP) liderlik yarışını kazandı. Temsilciler Meclisi’ndeki (Şuugiin) 199 milletvekili sayısı, 34 milletvekiline sahip Japon İnovasyon Partisi’yle (Nippon Ishin) kurulan ittifakla 233 çıkarıldı ve Takaichi, başbakanlığa giden yolu açabildi. Takaichi’nin ilk riskli adımı da burada başlıyor; çünkü bu süreçte 25 yıllık ortağı Komeito’yla yollarını ayırma cesareti de gösterebilmiştir.

Aslında Japonya’da Meclis içinde seçilen bir Başbakanın halktan onay almak üzere erken seçim kararı olması bir ilk değil. Takaichi’den önceki bazı başbakanlar da aynı yolu izledi. Takaichi ilk seçildiğinde de Mart 2026’da seçim olacağı dillendirilmeye başlanmıştı.

Ama bu sefer temel farklar vardı; çünkü ortada çok ciddi popülist vaatler vardı ve 90’lardan bu yana ilk defa seçim kış mevsiminde yapılacaktı. Takaichi açısından, sempatik kişiliği ve popülaritesi önemli bir işlev gördü. Buna karşın Temsilciler Meclisi’nde ana muhalefet partisi Anayasal Demokrat Parti’nin (CDP) Komeito’yla birlikte kurduğu Merkezci Reform İttifakı (CRA) adeta baskın bir seçimle karşı karşıya kaldı.

Takaichi, artan popülaritesi ve sosyal medya etkileşiminin yanında güvenlik kaygısını gideren ve gıda vergilerinde indirimi vaat eden tutumuyla başta gençler olmak üzere geniş bir kesime ulaşmayı başardı.

The Japan Times’ın Ocak sonunda X’te siyasi partilerden bahseden yaklaşık 18 milyon gönderinin toplanmasıyla ilgili haberi de LDP’nin seçmen nezdinde gündemi belirlediğini gösteriyor. Çünkü gönderilerde en çok geçen anahtar kelimeler "tüketim vergisi", "siyasetteki para", "anayasa" ve "ulusal güvenlik" olmuştur.

Buna karşın ana muhalefet, seçime sayılı günler kala kurduğu ittifakı tanıtamadığı gibi seçmene kendisine bir oy verme gerekçesi de sunamadı. Bazı Japonlar, 8 Şubat seçiminde yeterince sokak konuşması yapılmamasından şikayetçiydi. Çünkü Takaichi’nin stratejisi biraz da muhalefetin hazırlıksızlığını fırsat bilerek baskın bir seçim üzerine inşa edildi.

Takaichi bir diğer stratejisinin ise aşırı sağ popülist partilere karşı ustaca çalıştığını söyleyebiliriz. Birkaç yıldır artan göçmen karşıtlığı ve kültürel milliyetçilik, küreselleşme karşıtı küçük partilerin yükselişine neden oluyordu. “Önce Japonlar” mottosuyla hareket eden Sanseito da bunların başında geliyor. Sanseito, 2025 yılında Senato (Sangiin) seçimlerinde 1 olan üye sayısını 15’e çıkardığında bunun LDP gibi sağ partileri zayıflatacağı öngörülüyordu.

Tam da bu sebeple LDP’nin, Sanseito’nun söylemlerini içeren bir propagandaya yönelmesiyle birlikte Sanseito’nun varlık sebebi de zayıflamış oldu. Buna rağmen Sanseito, Temsilciler Meclisi’nde 2 olan sandalye sayısını 15’e çıkarmayı başardı. “Kral yapıcı” düzeyinde olmasa da istatistiki bir başarı elde etmiş olduğu kesin.

Takaichi’nin LDP’si 1993 ile 2009 yıllarını saymazsak 70 yıldır bir şekilde iktidar partisi. Ama ilke defa 465 üyeden oluşan Temsilciler Meclisi’ne 316 milletvekili göndererek 310 olan 3’te 2 barajını aştı. İttifak ortağı Japon İnovasyon Partisi’yle birlikte bu sayı 352’ye çıkıyor.

LDP, Senato’da çoğunluğa........

© Bianet