Neyse ki hocamız ayağa kalktı
Tıp kongrelerinde beni giderek daha çok rahatsız eden bir sahne var. Bir saatlik panel yapılır. Üç dört akademisyen konuşur; araştırmalar, kılavuzlar, kişisel deneyimler ve tıbbın kaçınılmaz gri alanları birbirine karışır. Salonda genel cerrahi asistanları, uzmanlar, akademisyenler vardır.
Moderatör, “Son bir soru alalım,” der.
Arka sıralardan ya da çoğu kez en önden bir hoca ayağa kalkar. Mikrofon daha eline ulaşmadan soru sormayacağını anlarsınız: “Bu bir soru değil, bir düzeltme…”
Ardından o tanıdık cümle gelir: “Burada çok yanlış bir algı yaratıldı. Salonda genç arkadaşlarımız var. Şimdi bunlar bu bilgilerle evlerine gidecekler. O öyle değildir, şöyledir.” Neyse ki hocamız ayağa kalkmıştır. Yoksa genç cerrahlar yanlış algıyı kongre çantasına koyup memleketlerine dönecek, pazartesi sabahı da doğruca ameliyathaneye taşıyacaktır.
Bir anda panelde konuşanlar sanık, salondaki yüzlerce hekim muhakeme yeteneği olmayan öğrenciler, ayağa kalkan kişi ise bilginin son denetim makamı oluverir.
Araştırmalar arasındaki çelişkiler, aynı verinin farklı yorumlanabileceği, kararın hastaya ve koşullara göre değişebileceği unutulur. Hakikat salonda dağınık hâlde dolaşırken nihayet sahibini bulmuştur.
Elbette yanlış bilgi düzeltilmelidir. Hele cerrahide yanlış bir cümlenin bedelini konuşmacı değil, hasta ödeyebilir. Bir tedavinin yararı abartılmışsa, önemli bir komplikasyon küçümsenmişse ya da eski bir bilgi güncel gerçek gibi sunulmuşsa itiraz etmek gerekir. Buna diyecek sözüm yok.
Benim itirazım başka: Bir bilgiyi düzeltirken aynı anda bütün salonu tabula rasa yerine koymaya.
Bilimsel itirazın yolu bellidir. Tartışılan cümle gösterilir, karşı kanıt ortaya konur: “Bu noktada farklı düşünüyorum. Şu çalışmada sonuç böyle değildi.” Hangi hasta grubundan söz edildiği, çalışmanın sınırları ve farklı yorumların........
