menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu?

25 0
06.04.2026

Hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu?

Hukukun üstünlüğü kavramı, yasalarda ve uygulamada var olarak farz edilmekte ise de, uygulamada üstünlerin hukukuna dönüşmekte, hukuk ve yargının güvenilirliği en alt düzeye inmekte, insanlar arasında yargı organları ve idareye güven duygusu büyük ölçüde sarsılmakta ve sonuçta üstün olanın hukuku baskın olmaktadır

İnsan özgür doğmuştur,oysa her yerde zincire vurulmuştur. Bir kimse, kendisini başkasının efendisi sanabilir, ancak bu sanısı onlardan daha köle olmasına engel değildir.

Jean-Jacques Rousseau

Hukukun üstünlüğü, hukuk düzeninin egemen olduğu bir ülkede bireylerin, devletin ve kurumların hukuka bağlı olarak etkinlik yürütmeleri, varlıklarını bu temel üzerinde sürdürmeleri anlamına gelir. Gerek devletin gerekse kurumlar ve bireylerin sahip oldukları haklar ve özgürlüklerin mutlak olmadığı, yasalar çerçevesinde sınırlamalara tabi olduğu bir hukuk sistemini içerir. Toplumsal sözleşme ile belirlenen haklar ve özgürlüklerin kullanılması, gerektiğinde sınırlandırılması aynı çerçeve içinde belirlenir. Hukuk düzeninin belirlediği koşullar dışında bireylerin hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılamayacağı, hukuk devletinin cezalandırma yetkisi bulunmakla birlikte bunun keyfi bir şekilde kullanılamayacağı, koşullarının gerçekleşmesinin zorunlu olduğu hususuna yasalarda yer verilerek kesinleştirildiğini belirtmek gerekir.

Hukukun üstünlüğü kavramının başta gelen özellikleri olarak, yasa önünde eşitlik, hesap verebilirlik, bağımsız yargı, adil ve şeffaf yasalar ile keyfiliğin yasaklanması sayılabilir. Bu kavramların üzerinde kısaca durmak gerekirse, yasa önünde eşitlik, yasaların hiç kimseye veya kuruluşa ayrıcalık tanınmadan eşit olarak uygulanmasıdır. Hesap verebilirlik, kamu otoriteleri ve yurttaşların yasa önünde sorumlu olmalarını ifade eder. Bağımsız yargı, mahkemelerin ve hakimlerin bağımsız olmaları esasını kapsayan ilkedir. Adil ve şeffaf yasalardan kastedilen, yasal düzenlemelerin açık, anlaşılır ve kamuya duyurulmuş olması anlamına gelir. Keyfiliğin yasaklanması ise, yönetenler ve kamu otoritelerinin keyfi işlem yapmaları ve güç kullanmalarının önlenmesi demektir. Demokratik bir yönetimin bulunduğu bir ülkede hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramlarının varlığı bu ilkelerin hayata geçirilmiş olmasına bağlıdır. Anti demokratik bir yönetimin bulunduğu bir ülkede bu ilkelerin varlığı kaçınılmaz olarak söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle, otoriter yönetime sahip ülkeler hukukun üstünlüğünü kavram ve uygulama olarak umursamayan ülkeler konumundadırlar.

Ülkemiz özelinde hukukun üstünlüğünü kavram ve uygulama olarak incelemek gerekirse, yine yukarıda sözünü ettiğimiz ilkelerden hareket ederek, gerçek anlamda hukukun üstünlüğü mü geçerli, yoksa üstünlerin hukuku mu geçerli sorusunun yanıtına ulaşmak mümkündür. Fakat, önce “üstünlerin hukuku” diyerek neyi kastettiğimizi açıklamak yerinde olacaktır. Buna göre “üstünlerin hukuku”, hukukun eşit, tarafsız ve adil uygulanmadığı; hukuk devleti kavramının bulunmadığı veya büyük ölçüde zayıflatıldığı; hukukun üstünlüğünün söz konusu edilmediği, keyfiliğe ve güce dayanan, bağımsız yargıya erişilemeyen, yönetenlerin hesap verme koşulunun engellendiği; yönetimin hukuk kurallarını kamunun ve yurttaşların yararına değil, belli bir sınıf, zümre veya grubun çıkarları ile siyasi iktidarın devamının sağlanmasına yönelik olarak kullandığı, hukukun kağıt üzerinde kaldığı bir düzeni ifade etmektedir. Böyle bir yönetimin dayandığı “üstünler”in varlığı da zorunlu bir koşuldur. Peki kimdir veya kimlerdir bu payandalık oluşturan üstünler ?

O ülkenin yönetim şeklinin bir yansıması olarak bunların bir toplumsal........

© Yurtsever