AKP’den MHP’ye sahte imza tuzağı
İktidarın ve iktidar ittifakının dilinde sıkça karşımıza çıkan ve neredeyse her büyük kriz ya da olayda, her tartışmalı kararda bir kalkan gibi önümüze sürülen sihirli bir ifade var: Devlet aklı…
İktidarlar, ne zaman toplumun anlamakta zorlandığı, meşruiyet zemini zayıf ya da kamuoyu vicdanını yaralayan bir adım atsa, arkasından hemen bu gizemli kavram fısıldanır. Peki bu "devlet aklı" aslında neyi gizler?
"Devlet aklı", denilen kavramın yüzü yoktur. Bir karar bu kavrama dayandırıldığında, hatanın sorumluluğu etten kemikten siyasetçilerden alınır ve soyut bir mekanizmaya devredilir. Böylece başarısız politikalar için hesap verecek kimse bulunamaz. Siyasetçi, "Ben yapmadım, devlet aklı öyle gerektirdi" diyerek demokratik hesap verebilirlikten sıyrılır.
Siyasi iktidarların aldıkları kararlar yanılmaz değildir. İdeolojiktir, konjonktüreldir ve bazen de düpedüz hatalıdır. Türkiye’de ise son 24 yıldır bazen değil, sürekli hata üretiyor. Bir hükümet politikası "devlet aklı" olarak ambalajlandığında, o karara yönelik her türlü eleştiri otomatik olarak "devlete karşı olmakla" eşdeğer tutulmaya başlanır. Bu durum, meşru muhalefeti ve toplumsal eleştiriyi kriminalize etmenin en kestirme yoludur.
Dün "asla olmaz" denilen bir politikanın bugün "büyük bir deha" gibi uygulanması, genellikle devlet aklının esnekliğiyle açıklanır. Oysa bu çoğu zaman, öngörüsüz dış veya iç politikaların yarattığı sıkışmışlığı aşmak için yapılan U dönüşlerinin rasyonalize edilmesinden başka bir şey değildir. İlkesizlik, bu kavram sayesinde "stratejik........
