Valahî: Karın gurultusunun dili mi olur?
Ali Kemal Çınar’ın, 2020 tarihli Beriya Şevê’den sonraki uzun metrajı Valahî, Türkçesiyle Boşluk, nihayet seyirciyle buluştu! Günümüz pek çok Türkiyeli Kürtlerin rahatlıkla özdeşlik kurabileceği bir meseleyi deşmeyi deniyor film; konuşulamayan dilin bedende bir gurultuya dönüşmesini.
Durmak bilmeyen karın gurultusu yüzünden işinden bile olmak üzere olan Baran, gittiği doktordan ilk etapta ne karın gurultusunun sebebini ne de çaresini bulur. Başka bir görüşmede karın gurultusuna biraz daha kulak kabartan doktor Havin, Baran’ın sebebini anlamadığı sesin konuştuğunu fark eder; üstelik Kürtçe. Havinin ismi Mizgin olan bu sesle iletişimi ilerlerken, kendisini rahatsız eden bir gurultudan başka bir şey duymayan Baran sesten çaresizce kurtulmayı beklemektedir.
Üç kişi arasında bir tür aşk ilişkisine benzer bir ilişki başlar. Havin Baran’ın karnındaki ses olan Mizginle ilgilenirken, Baran Havin’le ilgilenmektedir. İzleyici olarak hiç sesini duymadığımız Mizgin ise belli ki Havin’le ilgilenmektedir. Havin ve Mizgin arasında hızla bir yakınlık oluşurken, Baran kendi bedenindeki sese giderek yabancılaşır.
Havin, Mizgin’le olan ilişkisinden bir arkadaşına söz ederken “kendinle konuşmak gibi, ama değil. Daha da güzel” der. Zamanla Mizgin, yalnızca bir ses olmaktan çıkıp Havin’in duygusal olarak bağlandığı bir varlığa dönüşür. Mizgin bir noktadan sonra Baran’ın bedeninden çıkıp Havin’e geçmek istediğini söyler. Bunun yolu ise Havin’le sevişmesinden geçmektedir.
Eksik bir şeyler var içimde
Mizgin’in temsil ettiği şey, yani Kürtçe, filmde yalnızca “kaybedilmiş” bir dil değil. Yakınlık kurulan, arzulanan, bedenden bedene geçmek isteyen akışkan bir varlık gibi dolaşıyor hikâyenin içinde. Böylece Ali Kemal Çınar sinemasının en güçlü........
