Komünü tartışmak ve anlamak
Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nu tartışmaya açtığını, eleştirilere ve gelecek önerilere büyük önem verdiğini defalarca belirtti. Bu tartışmaya Türkiye’de yaşanan düşünsel çoraklaşmayı aşma, bir rönesansın yolunu oluşturma perspektifi ile katılmak en kıymetli yöntemdir
Psikolojide dil sürçmelerinin önemsiz görülemeyeceği, bu yolla bilinçaltında saklı kalan hakikatin dışa yansıdığı iddia edilir. Her ne kadar dilimizin sürçtüğünü ve istemsiz olarak söz konusu ifadeyi kullandığımızı iddia etsek de psikolojideki bu yaklaşıma göre bu durum görünmez hakikatimizin dışa yansıması, açığa çıkması oluyor. O nedenle dil sürçmeleri basit bir yanlışlık değil bilincin gizlenemeyen hakikatinin yansıması olmaktadır.
İstemsizce dışa vuran ifadeler bile zihniyetimizi, bilinç düzeyimizi yansıtabiliyorken bilinçli kullandığımız kavramların ne kadar etkili olduğunu düşünelim. Kavramlar zihniyetin yansımasıdır belirlemesi bu açıdan çok önemli bir belirlemedir. Tersi de aynı düzeyde geçerlidir; kavramlar zihniyet oluşturur. O nedenle amiyane tabirle ağzımızdan çıkan her sözün bir anlamı ve anlattığı bir hakikati vardır. Tarih boyunca sözün seçilerek konuşulması, ağızdan çıkan sözün bağlayıcılığı bu özelliğinden ötürü vurgulanmıştır.
Son dönemlerde en çok konuşulan kavramlardan biri de komün olmaktadır. Ancak kavramın anlamını ve içerdiği hakikati anlamadan kavrama dönük birçok tartışma da yapılmaktadır. Bu tartışmalarda kullanılan üslubun bir dil sürçmesi olmadığı, bakış açısını ve ideolojik olarak konumlanılan yeri yansıttığı açıktır. Tıpkı bilincin saklı bir yönünün olması gibi yazıların da gizli bir alt mesajı vardır. Metnin bütünü dikkatlice okunduğunda alt metinde esas söylenmek istenenler, cesurca dışa vurulamayanlar kendini açığa vurur. Tıpkı bulunduğu ‘medeni’ ortamın etkisi nedeniyle cinsiyetçiliğini gizleyen birinin ‘boş bulunduğu’ bir anda tüm erkekliğini ortalığa boca etmesi gibi gerçek düşüncelerini söyleme cesareti olmayanlar da niyetlerini satır aralarına gizlerler.
Tabi sorun cesaret sorunundan daha fazlası da olabilir. Örneğin bir yerlerden sufle alıp, birileri adına ideolojik bulanıklık yaratmak için gizli görevlendirmeler temelinde de yazılar yazılabilir. Bunlara da fazlasıyla tanık olmaktayız. Niyetini gizleyen biri kendi durumunu niyet okumalarına açık hale getirir. O nedenle bilgeler her zaman şu uyarıda bulunmuşlardır; ‘savunamayacağın şeyi yapma, yaptığın şeyi ise sonuna kadar savun!’
Türkiye’nin düşünsel çoraklaşma yaşadığı bir dönemde Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda sunduğu kavram setindeki kavramların tartışılması açıkçası bize umut vermektedir. Niyetler gizlenmeden ya da art niyetli olmadıkça kavramların bizim tanımladığımız anlamının dışında tartışılmasında da bir sakınca görmüyoruz. Yeter ki gerçekten ahlaki ve politik toplumun pratikleşmesine katkıda bulunabilsin.
Bir insan meziyetidir konuşa konuşa anlaşmak. Açık tartışılırsa birbirimizi anlayabilir hatta ötesine geçer etkileyebiliriz. Ağız dalaşının siyaset, kuru kalabalığın tartışma sanıldığı Türkiye gerçeğinde bunu başarmak zor gibi görünse de akademisyen kimliği olan insanlar bunu rahatlıkla başarabilirler. Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nu tartışmaya açtığını, eleştirilere ve gelecek önerilere büyük önem verdiğini defalarca belirtti. Bu tartışmaya Türkiye’de yaşanan düşünsel çoraklaşmayı aşma, bir rönesansın yolunu oluşturma perspektifi ile katılmak en kıymetli yöntemdir.
Basit polemikler, kestirmeci yargılar, tarihten, felsefeden, sosyolojiden bihaber yüzeysel kanaatler bir ülkenin düşün dünyasına katkı sunmamaktadır. Toplumsal bir akıl oluşturmamaktadır. O nedenledir ki soyut bir ‘devlet aklı’ hayatın her anında ve mekanında hükmünü icra ediyor. Hasılı tartışalım, kıran kırana olsun bu tartışmalar, öyle zorlayalım ki birbirimizi kendi düşünce çeperlerimize doğru sürükleyerek o sınırları aşmaya zorlayalım. Yani birbirimize düşünce doğurtalım, fikirler çiçeklensin. Ama bu kesinlikle ‘sen yanlışsın ben doğruyum’, ‘dediklerinin bir karşılığı yok’ türünden bir yaklaşımla başarılamaz.
Apocular en önemli dönüşümlerini diyalektiği yorumlama tarzlarındaki farklılaşma sayesinde yaşadılar. Yaşamı kaba karşıtlıklar ve bunların birbirini yok eden mücadeleleri olarak okumuyoruz. Karşıtlık olarak tanımlananları yaşamı mümkün kılan farklılıklar, aralarındaki mücadeleyi ise değişim ve dönüşüme sevk eden hareketi mümkün kılan ontolojik hakikat olarak görüyoruz. Yani bizim açımızdan karşıt fikir değil farklı fikirler vardır, biz onları ortadan kaldırmayı değil onlarla diyalektik bir ilişki içinde yaşamı mümkün kılan ve içinde özgürlüğü barındıran........
