Âriflerin miracı (3) İbn Arabî’nin Miracı
Muhyiddîn İbn Arabî, kitaplarında kendi miraç tecrübesinden beş defa bahseder. Mahmûd Ğurâb, bunları “el-Hayâl” isimli kitabında bir araya getirmiştir. Bir miracını anlatırken, bunun önceki miracından seneler sonra gerçekleştiğini söylemesinden (Bk. Mahmud Ğurâb, el-Hayal, s.152) anlaşılıyor ki İbn Arabî, birden fazla miraç tecrübesi yaşamış ve bunları farklı metinlerde farklı üsluplarla anlatmıştır. “Kitâbu’l-İsrâ ilâ’l-Makâmi’l-Esrâ” isimli eserini 594/1198’de Fas’ta yaşadığı bir miraç tecrübesini anlatmak üzere yazmıştır. Remizlerle dolu bu eserde secili nesir ve sık sık da nazım yoluyla oldukça edebî bir dil kullanmıştır. Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 367. bâbında ise miraç tecrübesini edebî bir üslup kullanma kaygısı gütmeden daha anlaşılır bir dille detaylıca açıklamıştır. Biz, Fütûhât’ın bu bâbında anlatılan miracı özetleyeceğiz.
Bu bâbda, İbn Arabî önce Hz. Peygamber’in (sav) isrâ ve miracını tasavvufî düşünce perspektifinden yorumlar, ardından da sözü velilerin miracına getirir. Hz. Peygamber’in (sav) otuz dört miraç tecrübesi yaşadığını, bunlardan yalnızca birinin bedenî, diğerlerinin ruhânî olduğunu söyledikten sonra velilerin tecrübe ettikleri miracın yalnızca ruhânî boyutta gerçekleştiğini özellikle vurgular. Ona göre velilerin miraç tecrübelerinin farklılıklar arz etmesinin sebebi de bu tecrübenin ruhânî olmasıdır. Eğer onların miraç tecrübeleri bedenî olmuş olsaydı aynı şeyleri görür ve tecrübe ederlerdi. Kitâb’ul-İsrâ’da velilerin miracının ruhânî oluşunun yanı sıra rüyada gerçekleştiğini söyler (Bk. Kitâb’ul-İsrâ, s. 19). Onun detaylıca anlattığı velilerin miraç tecrübesini şöyle özetleyebiliriz: Bu miraç, ilâhî isimlerde gerçekleşir. Gayesi, Allah’ın âyetlerini göstermek ve böylece velinin ilminin artıp ufkunun genişlemesini sağlamaktır. Bu manevî yolculuk, öncelikle terkiplerin çözülmesiyle başlar. Sûfîler, dört unsurdan (su, ateş, toprak ve hava) oluşan bu âleme “âlem-i terkîb” derler. İşte İbn Arabî’ye göre ruhânî bir âleme yolculuk yapabilmek için öncelikle terkîb âleminin kayıtlarından, maddî âlemin yüklerinden kurtulmak gerekir. Nitekim İsmail Hakkı Bursevî de Hz. Peygamber’in (sav) miracını anlatırken şöyle der: “Gâyıb oldı âlem-i terkîbden/Rûh-ı mahz oldu tecelliden beden”. İbn Arabî’ye göre bu miracı tamamlayan veli, miraçtan inerken, bu unsurlar kendisine tekrar verilir ancak bu sefer eski unsurların aynısı değildir, bambaşka bir terkiple döner. O, böyle bir miraç tecrübesi yaşayan velilerin gördüklerini anlatmaları gerektiğini, ancak bu miracın keyfiyetinin/nasıllığının anlatılmaması gerektiğini........
