Köleleşme özgürlüğü
“Bugün Allah için ne yaptın?” muhasebesinden, “Bugün kendin için ne aldın?” muhasebesine geçtik. İlki manevi bir muhasebeydi, ikincisi dibine kadar maddi! Tüketim bir güdü, bir saldırgan salgı, bir histerik kriz, ateşi sönmeyen bir ihtiras olarak gelip içimize yerleşti. Bir şeyler satın almadan duramıyoruz, para harcamadığımız gün bize yaşanmadan geçmiş gibi geliyor. Oysa her gün bir şeyler satın almaya, bir deli atın üstünde sürekli tüketim rodeosunda performans vermeye yetecek ne gücümüz ne paramız ne de imkânımız var!
Daralıyoruz içimizdeki bu tüketim baskısı yüzünden, içimiz sıkılıyor, patlayacak gibi oluyoruz. Yorganımız ayağımızdan kısa kalınca üşüyoruz, imkanları şartlarla sınırlı hayatlarımız bize yetmemeye, sinirimize dokunmaya başlıyor. Çoğumuz bu yüzden sıkıntılıyız, uyuşturucu bağımlıları gibi tüketmeye bağımlı haldeyiz. Ama yine çoğumuzun içimizdeki nefes darlığının nereden kaynaklandığına dair bir fikri dahi yok. Boyumuzdan büyük acıkmakla kendi nefesimizi kestiğimizin farkında bile değiliz.
Her yanımızı saran reklamlar, tüketim propagandaları gözümüzü boyuyor, bilincimizi boğuyor. Bu girdaba kapılıp gidiyoruz. Reklamların aslında bizim erişemeyeceğimiz ve aslında hiç kimse........
