Çarenin çaresizliği
Çağımızın en trajik, bir o kadar da çelişkili uğraşlarından birini büyük bir hırs ve gayretle sürdürüyoruz: Eğitmek, biçimlendirmek ve geleceğe hazırlamak iddiasıyla, bir çocuğun saf zihninde, düşsel ülkesinde ve yaratılışında zaten var olan cevherleri evvela acımasızca kazıyıp yok ediyoruz. Ardından, kendi ellerimizle açtığımız o derin boşluğu, hiç de ait olmadığı biçimlerle, ruhsuz kalıplarla ve hiyerarşik kurallarla o çocukların kişiliklerine tıkıştırmaya çalışıyoruz.
Oysa bir müsaade edebilsek, çocukları kendi tahakkümümüzden, kendi eksikliklerimizden ve doymak bilmez beklentilerimizden bir kurtarabilsek; fıtratın o duru akışı içinde, düşe kalka da olsa kendi hakikatlerine ve idraklerine zaten ulaşacaklar.
Mustafa Kutlu, ‘İyiler Ölmez’ isimli eserinde bu acıklı duruma işaret ediyor: “Her doğan çocuk dünyaya tertemiz geliyor. Onu biz kirletiyoruz. Hırs ile, vahşetle, mal-mülk derdi ile.”
Kendi hakikatine eremediğimiz, derinliğini ve künhünü bir türlü kavrayamadığımız pek çok soyut kavramı onlara dikte etmeye kalkışırken, çocukları ‘çocuk........
