menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kibirden tevazua: İnsan olmanın imtihanı

14 29
previous day
Nefsin hevâ ve hevesine uymayı hayat tarzı hâline getiren insan, farkında olmadan kendisini merkeze, hatta adeta ilahlık konumuna yerleştirmektedir. Her konuda kendisini mutlak otorite gören bu anlayış, zamanla insanın üçüncü şahıslarla olan ilişkilerini zayıflatmakta; kibir, kalabalıklar içinde bile insanı derin bir yalnızlığa mahkûm etmektedir. Oysa insan, yaratılışı gereği toplumsal bir varlıktır. Bireysel davranış bozukluklarının doğrudan topluma yansıması kaçınılmazdır.

Atalarımızın "Zararın neresinden dönülse kârdır" sözü, hatanın hangi aşamasında olunursa olunsun dönüş kapısının açık olduğuna işaret eder. Eğer toplumsal hayatın yeniden yaşanabilir olmasını arzuluyorsak; kibrin zıddı olan ve güzel ahlâkın temel taşlarından biri sayılan tevazunun insan davranışlarına hâkim kılınması zorunludur.

Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed (sav) Efendimiz, tevazu ile kibir arasındaki bu hassas dengeyi bir hadis-i şerifinde şöyle beyan buyurmuştur:

Ebu Sa'îd el-Hudrî (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki:

"Kim Allah Teâlâ hazretlerinin rızası için bir derece tevazu gösterirse, Allah onu bu sebeple bir derece........

© Yeni Mesaj