menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savaşa ve Barışa Kant ile Spinelli’nin Pencerelerinden Bakmak!

11 1
04.01.2026

2026 yılına girerken pek çok ülkede insanların barış temennisinde bulunduğu dikkatimi çekti. Belki de her yıl aynı temenni dile getirilmektedir ve benim dikkatimden kaçmıştır.

Fakat her yıl tekrarlansa bile bunda bir tuhaflık yoktur. İnsanlığın en büyük sorunu hala savaş, en büyük hasreti de barış olmaya devam ediyor.

Üstelik, medenileşmede ilerleme sağlandıkça savaşların sona ereceğini öngören Freud ve Norbert Ellias gibi düşünürlerin çığır açıcı değerlendirmelerine karşın, teknolojik açıdan büyük ilerlemeler kaydedilse de, savaşların aralıksız devam ettiğini görüyoruz.

Yeni yılın bu ilk yazısında barış üzerine kafa yoran ve önemli eserler üreten iki isim üzerinde durmak istiyorum: Immanuel Kant ve Alterio Spinelli.

Biri cumhuriyetçi, diğeri Marksist kökenli olan bu düşünürler farklı yüzyıllarda yaşamalarına karşın savaş ve barış konusunda benzer noktalara işaret ederek insanlığa kalıcı bir miras bıraktılar.

İkisi de devletlerin mutlak egemenliğine son vermeyi ve federalleşmeyi barışın temel şartları arasında görüyorlardı.

Aristoteles’ten sonra, yaşadığı dönemde Avrupa’nın en saygın filozofu olarak görülen Kant, 1795 yılında ebedi barışa dair ünlü çalışmasını yayınladı. Devrim Fransa’sı ile İspanya ve Prusya arasında imzalanan Basel Anlaşmasından sonra kaleme aldığı çalışmasına “Ebedi Barışa Üzerine Felsefi bir Tasarı” adını veren Kant, ebedi barışı sağlamak için bazı koşulların yerine getirilmesinin şart olduğunu ileri sürüyordu ve devletlerin hukukun üstünlüğüne yer veren cumhuriyetçi bir anlayışla örgütlenmeleri, insan haklarına saygılı olmaları, uluslararası hukukun ve devletlerarası ilişkilerin federal bir anlayışla düzenlenmesi ve etkili uluslararası kurumların oluşturulmasını önemsiyordu.

Yurttaşların özgür olduğu ve kendi rızalarıyla oluşan yasalar tarafından yönetildikleri cumhuriyetçi bir düzen olmadan, kalıcı barışın olamayacağını ileri süren Kant, içeride demokrasi, dış ilişkilerde de egemenlik paylaşımına dayalı federalleşmeye büyük önem atfediyordu.

Bu ilkeleri benimseyen devletlerin oluşturacakları birlikten söz ediyordu ve bu birliği, “halkların birliği”,........

© Yeni Düzen