menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi: Borsa İstanbul’da balon, likidite ve finansal kırılganlık

50 0
19.09.2026

Borsa İstanbul’da yaşanan son sert düşüşü birkaç yatırım fonunun likidite problemiyle açıklamak mümkün değildir. Asıl mesele, uzun süredir biriken daha derin bir finansal kırılganlıktır. Türkiye ekonomisinin büyüklüğüne kıyasla sığ kalan sermaye piyasası, düşük gerçek halka açıklık oranları, yüksek sahiplik yoğunlaşması, 2021–2023 döneminin yüksek enflasyon ve negatif reel faiz ortamında hızlanan bireysel yatırımcı girişi ve halka arz furyası birlikte kırılgan bir yapı oluşturdu. Son olay, bu yapının bir likidite şokuyla görünür hale gelmesidir. Finansal balonun nasıl oluştuğunu ve Minsky’nin tarif ettiği biçimde nasıl bir likidite krizine dönüşebildiğini anlamak gerekir.

GİRİŞ: PERŞEMBE’NİN GELİŞİ ÇARŞAMBA’DAN BELLİYDİ

Borsa İstanbul’da 16 Eylül’de yaşanan sert satış ve ertesi gün kamu otoritelerinin müdahalesi ilk bakışta birkaç yatırım fonunun yaşadığı likidite sıkışmasının sonucu gibi görünebilir. Nitekim bazı fonlarda geri ödemelerin karşılanamaması, fon işlemlerinin durdurulması ve ardından gelen zorunlu satışlar krizin doğrudan tetikleyicisi oldu. Fakat tetikleyici ile sebebi birbirinden ayırmak gerekir.

Reuters’ın aktardığı bilgilere göre sorunlu fonların ellerindeki düşük likiditeli payları satmakta zorlanması, nakit yaratabilmek için daha büyük ve likit hisselerde satış yapmalarına yol açtı. Kamu müdahalesine konu olan fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık 891 milyar TL, yatırımcı sayısının ise 353 bin civarında olduğu bildirildi. Dolayısıyla yaşadığımız olay bir gecede ortaya çıkmış bir kaza değildir. Perşembe’nin gelişi gerçekten de Çarşamba’dan belliydi.

BÜYÜK EKONOMİ SIĞ SERMAYE PİYASASI

Türkiye’nin temel sorunlarından biri, ekonomisinin büyüklüğüne karşılık sermaye piyasasının yeterince derinleşmemiş olmasıdır. OECD Corporate Governance Factbook 2025’e göre Türkiye’de Aralık 2024 itibarıyla 465 halka açık şirket bulunuyordu ve bunların toplam piyasa değeri yaklaşık 358 milyar dolardı. Bu rakam GSYH’nin yalnızca yüzde 27,1’ine karşılık geliyordu. Aynı oran OECD ülkelerinde ortalama yüzde 136,5’ti. Daha önemlisi, Türkiye’de halka açık şirketlerin mülkiyet yapısı son derece yoğunlaşmış durumdadır: Şirketlerin yüzde 44’ünde tek büyük hissedar, yüzde 74’ünde ise üç büyük hissedar sermayenin yarısından fazlasını kontrol etmektedir. Kurumsal yatırımcıların toplam payı ise yalnızca yüzde 8 civarındadır.

Bu rakamlar Türkiye’deki temel yapısal sorunu açıkça gösteriyor. Şirketlerin yalnızca sınırlı bir bölümü borsaya kote; kote şirketlerin önemli bölümünde gerçek halka açıklık oranı düşük; finansman sistemi de hâlâ büyük ölçüde bankacılık aracılığına dayanıyor. Yani yüksek işlem hacmi ile finansal derinlik aynı şey değildir. Bir piyasa çok hareketli olabilir, fakat fiilen alınıp satılabilir hisse miktarı düşükse marjinal işlemler fiyatları olağanüstü ölçüde etkileyebilir.

2021–2023: ENFLASYONDAN BORSAYA KAÇIŞ

İkinci unsur 2021–2023 döneminin makroekonomik ortamıdır. Yüksek enflasyon, derin biçimde negatifleşen reel faizler ve nispi fiyat yapısındaki bozulma hanehalkını servetini koruyabileceği alternatif araçlara yöneltti. Döviz, altın, gayrimenkul ve otomobil........

© Yeni Birlik