Emekliler ne istiyor?
Fonlar nereye gitti? Kimler sorumluydu? Siyasî bağlantılar var mı? Hesap veren oldu mu? Bu sorularının cevapları henüz ortada yok.
Elbette emeklinin maaşı önemsiz değildir. Çünkü ülkede 17 milyondan fazla emekli var.
Tam tersine, yıllarca çalışmış, üretmiş, vergi ödemiş ve ülkesine hizmet etmiş milyonlarca insanın bugün geçim mücadelesi vermesi başlı başına çok ciddî bir mesele. Emekliler, pazara giderken hesabını yapmak, faturaları ve kirasını ödeyebilmek için temel ihtiyaçlarından kısmak zorunda kalıyor.
Enflasyon düşürülemedi. Emekliler ve asgarî ücretlilere yapılan artışlar hep düşük kaldı. Emekliler arasında adaletsizlik oluşturan sistem, yıllar içinde taban maaşları eşitleme noktasına geldi. Hayat pahalılığı çok can yakıcı bir seviyede. Bir de “hedeflenen resmî enflasyon”a göre zam yapılması, toplumun en geniş kesiminin yoksullaşmasına yol açtı.
EMEKLİ BAŞ TACIYSA İSE...
Son Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “2027 bütçesinde başımızın tacı olan emeklilerimizin durumunu ‘biraz daha iyileştirecek’ malî imkânları oluşturuyoruz” ifadesinden sonra her gün yeni formüller ortaya atılıyor.
Ek zam, refah payı, 65 yaş üzerindeki ve çalışmayan emekliler için özel düzenleme gibi formüller büyük bir müjde olarak ifade edilse de aslında hiç de öyle değil.
Beş milyondan fazla kişinin aldığı en düşük emekli aylığı şu anda 23 bin 500 lira. Yıl sonunda yaklaşık yüzde 10 zam, bir de refah payı yüzde 10 gelse dahi maaş ancak 28 bin liraya ulaşabiliyor.
Bu rakam, şu andaki asgarî ücreti ancak yakalıyor.
“Bunun neresi müjde” diye sormazlar mı?
Daha iki-üç yıl öncesine kadar en düşük emekli aylığı, asgarî ücretin yüzde 50’sinin üstündeydi. “Kök ücret” diye bir uygulama getirdiler; emekli maaşları yıllar içinde asgarî ücretin........
