Nur menzillerinin tarihçesi
Van Kalesi, Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatında ve Risale-i Nur Külliyatı'nın ilmî temelinin atılmasında çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bediüzzaman, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki yaklaşık 20 yıllık Van ikametinde, Van Kalesi'nin eteğindeki Horhor Medresesi'nde talebe yetiştirmiştir. Bu döneme ait en bilinen ve sembolleşen hatıra ise "Kaleden Düşme Vakası"dır.
Bediüzzaman, Van Kalesi'nin yüksek ve sarp bir noktasında bulunan mağara-medresesine çıkıp inerken bir gün ayağı kayar. Doğrudan uçuruma doğru düşmeye başlar. Kendisinin ve o esnada yanında bulunan talebesinin (veya kardeşinin) aktardığına göre, normal şartlarda ölümle sonuçlanması kaçınılmaz olan bu düşüş anında Bediüzzaman gayr-i ihtiyarî olarak şu meşhur sözü haykırır: "Eyvah! Davam!" Kendi hayatından ziyade Kur'ân davasının yarım kalacağı endişesiyle bu tepkiyi vermiştir. Düşüş esnasında, kalenin altındaki basamak benzeri bir kaya çıkıntısına veya bir mağara boşluğuna adeta görünmez bir elle yerleştirilmiş gibi zarar görmeden çekilir. Bu olay, Nur Talebeleri arasında inayet-i İlâhiye (İlâhî koruma) olarak kabul edilir.
Van Kalesi'nin ehemmiyeti
Bediüzzaman, din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte okutulacağı şark üniversitesi (Medresetü’z-Zehra) projesinin temelini bu kalede ve Van'da kaldığı yıllarda şekillendirmiştir. Birinci Dünya Savaşı ve Rus esareti sonrası Van'a dönen Bediüzzaman, Horhor Medresesi'nin yıkıldığını ve eski dostlarının vefat ettiğini görünce derin bir hüzün yaşamıştır. Van Kalesi'ne çıkıp eski günleri yâd ederken yaşadığı bu ruhî dönüşüm, onun tamamen imana adanmış "Yeni Said" dönemine geçişini hızlandırmıştır.
Tahir Paşa Konağı, Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatında "Eski Said" döneminin şekillendiği, onun ilmî dehasının devlet ricali tarafından fark edildiği ve Risale-i Nur Külliyatı'nın ilk fikrî kıvılcımlarının çaktığı tarihî bir mekândır. Dönemin Van Valisi Tahir Paşa, dindar, ilim senedi yüksek ve aydın bir devlet adamıdır. Bediüzzaman’ın ilmini duyduktan sonra onu Van’a davet etmiş ve yaklaşık 10-15 yıl boyunca konağında ağırlamıştır.
Kur'ân, sönmez ve söndürülemez!
Risale-i Nur'un yazılış amacını belirleyen en meşhur olay bu konakta yaşanmıştır. Vali Tahir Paşa, bir gün konakta Bediüzzaman’a bir gazete haberi okur. İngiltere Sömürgeler Bakanı, parlamentoda elinde Kur'ân-ı Kerîm ile yaptığı konuşmada şöyle demektedir: "Bu Kur'ân Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakikî hâkim olamayız. Ya Kur'ân'ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur'ân'dan soğutmalıyız." Bu haberi duyan Bediüzzaman, büyük bir infial ve kararlılıkla şu tarihî sözü söyler: "Kur'ân'ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!" Bu fikir, ileride telif edeceği Risale-i Nur Külliyatı'nın ana misyonu ve çıkış noktası olmuştur.
Van şehir merkezinde bulunan Yukarı Norşin Camii, Bediüzzaman Said Nursî’nin I. Dünya Savaşı sonrasındaki esaret dönüşü Van’a gelişi (1923-1925) ve "Yeni Said" döneminin ilk yılları açısından sembolik öneme sahip tarihî bir mekândır. Bediüzzaman Rusya'daki esaretinden döndükten sonra Ankara'ya gitmiş, ancak meclisteki siyasî havadan uzaklaşmak isteyerek eski dostlarının bulunduğu Van'a çekilmiştir. Bu dönemde hem Van Kalesi'ndeki Horhor Mağarası'nı tefekkür için kullanmış hem de Yukarı Norşin Camii'ni bir nevi ilim ve irşad merkezi haline getirmiştir.
Çatışmalara engel oldu
1925 yılındaki Şeyh Said hareketi döneminde, Doğu Anadolu'daki bazı aşiret reisleri Bediüzzaman'ı da bu harekete dahil etmek istemişlerdir. Kör Hüseyin Paşa gibi bölgenin nüfuzlu isimleri Yukarı Norşin Camii'ne gelerek Bediüzzaman ile görüşmüşlerdir. Bediüzzaman, görüşmelerde merkezî idareye karşı silahlı bir harekete girişmenin yanlış olduğunu savunmuş ve şu meşhur uyarıyı yapmıştır (Bu sözler Erek Dağı'ndaki inzivaya çekildiği zaman orada söylendiği de ifade edilmektedir): "Türk milleti asırlardan beri İslâmiyete hizmet etmiş ve çok velîler yetiştirmiştir. Bunların torunlarına kılıç çekilmez; siz de çekmeyiniz, teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Millet, irşad ve tenvir edilmelidir." (Tarihçe-i Hayat, s. 164.) Bu duruşuyla bölgedeki birçok aşiretin kanlı çatışmalara girmesini bizzat bu camideki telkinleriyle engellemiştir.
Bu yatıştırıcı ve yapıcı tavrına rağmen, Ankara hükümetinin Doğu'daki tüm dinî liderleri ve nüfuzlu şahsiyetleri Batı Anadolu'ya tehcir politikası (Takrir-i Sükun) neticesinde Bediüzzaman da Van'dan sürgün edilmiştir. Müfreze askerleri Bediüzzaman'ı sürgüne götürmek........
