İran dik durmayı becerirse…
Batılı emperyalistlerin sömürgecilik dönemi, ‘kamuflajsız eşkıyalık çağına’ evirilmiş bulunuyor. İslam ülkeleri başta olmak üzere, dünyanın birçok mazlum devleti, bu eşkıyalığın hedefindedir.
İran’ın tarihî boyuttaki ve bugüne dair yürüttüğü ikircikli siyasetini, zaman zaman eleştiri konusu yapıyoruz.
Her ne kadar 1639 tarihli Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan bu yana sınırlarımız değişmemiş olsa da, İran, hem Türkiye’ye hem de ona müzahir coğrafyalara dönük bazı istenmeyen davranışlarda bulunuyor.
Şiîlik eksenli ideoloji ihraç etme hevesiyle harmanlanmış Pers milliyetçisi tavırlarını doğru bulmasak da, İran’a yönelik emperyalist saldırı ve dayatmaları asla kabul edemeyiz.
İran’ın; nüfusunun önemli bir bölümü Türk ve tamamına yakını Müslüman bir ülke olması bir yana, Siyonist imzalı Batılı saldırganlık karşısındaki mazlumluğu, coğrafyamızdaki dayanışmayı zorunlu kılıyor.
İran’ın dış siyasetine dair eleştirilerimiz bakidir. Maalesef, ‘dostluğu’ tartışılır olsa dahi ‘kardeş’ olan bu ülke, sık sık kardeşlik hukukunu ihlal etmektedir.
PKK terörüne alan açmaktan tutun, Ortadoğu’da mezhep temelli oluşturmaya çalıştığı ‘Şii Hilali’ arayışlarına kadar bir yığın eleştirinin muhatabıdır, İran.
Dahası bu ülke, dış politikasının temeline yerleştirdiği ‘Anti-Siyonist söyleme’ rağmen, bugüne kadar herhangi bir Siyonist’i etkisiz hale getirmediği gibi; sayıları milyona ulaşan Sünnî Müslümanın katlinden sorumludur.
Osmanlı ve diğer Müslüman öncülerin, Batılı emperyalistlerle olan çatışmalarında da tercihini........
