18 Mart, Çanakkale, savaş ve engellilik
Merhaba değerli okurlarım bugün 18 Mart. Çanakkale zaferinin 111. Yıl dönümü. Öncelikle, yedi düvelin bir araya gelerek Hasta Adam diye niteledikleri Osmanlı İmparatorluğunu yıkmaya gelenlere karşı duran Harika Adam Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyorum.
Çanakkale savaşını nasıl anlatabilirim? O ruhu satırlarıma nasıl yansıtabilirim, bilemiyorum. O yıl yurdun dört bir yanında mezun vermeyen liselerimi yazsam, bir dakika sonra öleceğini bildiği halde gözünü kırpmadan ölüme gidenlerimi yazsam, kendisine karşı savaşan anzakaskerlerinin analarına “uzak diyarlardan evlatlarını harbe göndermiş anneler! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuştur.” Diyen Atatürk’ün yüce gönüllülüğünü mü anlatayım…
Anlat, anlat bitiremem. Çanakkale’yi.
Ben ise size bugün savaş ile bire bir alakalı ancak hep göz ardı edilen savaş ve engellik ilişkisini anlatmak istiyorum.
Konuya Çanakkale savaşının, kurtuluş savaşımızın yenilmez komutanı, milletimizin ulu önderi Atatürk’ün “savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” Sözüyle başlamak istiyorum.
Savaş ve engellilik, insanlık tarihinin en acımasız kesişim noktalarından biridir. Savaşlar yalnızca ölümlerle değil, aynı zamanda kitlesel ve kalıcı engellilik dalgalarıyla da sonuçlanır.
SAVAŞIN DOĞRUDAN FİZİKSEL BEDELİ
Modern savaşlarda patlayıcılar, mayınlar, keskin nişancı ateşi, drone, füze saldırıları ve beyaz fosfor gibi silahlar uzuv kaybı, körlük, işitme kaybı, yanıklar ve omurilik yaralanmalarına yol açıyor. Gazze’de 2023-2025 arası çatışmalarda on binlerce kişinin ampütasyon (uzuv kesilmesi) geçirdiği raporlandı; bazı tahminlere göre savaşın fiziksel engellilik üzerindeki etkisi %37’ye varabiliyor.
Dünya üzerindeki son savaşların engelliliğe etkisi
Yaptığım araştırmalara göre:
Suriye’de, özellikle Türkiye sınırına yakın bölgelerde engellilik oranının ülke genelinde %28’e, bazı ilçelerde yüzde 37’ye ulaştığı belirtiliyor.
Ukrayna’da devam eden savaşta da benzer bir tablo var: patlayıcı kalıntıları ve mayınlar nedeniyle her gün yeni uzuv kayıpları yaşanıyor.
Savaşın fiziksel sonucu genellikle “yeni engellilik” oluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre düşük ve orta gelirli ülkelerde engelliliğin önemli bir kısmı çatışma, şiddet ve yaralanmalardan kaynaklanıyor (bazı bölgelerde yüzde 25’e varan oranlar).
Bundan birkaç yıl sonra, belki de İran savaşında oluşan tabloları konuşuyor olacağız.
Psikolojik Engellilik:
Görünmeyen En Büyük Yara, Savaşın en uzun süreli etkisi travma sonrası stres bozukluğu, ağır depresyon, yaygın anksiyete ve intihar riskidir. Bunlar fiziksel bir kayıp kadar kalıcı engellilik yaratır.
ABD gazilerinde ömür boyu travma sonrası stres bozukluğu oranı %7-29 arasında değişiyor (savaş dönemine göre); Irak ve Afganistan gazilerinde aktif dönemde %15-29 civarında.
Vietnam gazilerinde bile on yıllar sonra %10 civarında travma sonrası stres bozukluğu görülüyor.
Psikolojik engellilik, kişinin iş, sosyal ilişki, ebeveynlik ve günlük yaşam becerilerini derinden etkiliyor. Birçok insan yıllarca, hatta ömür boyu “savaşın içinde yaşamaya” devam ediyor.
KİMLER DAHA FAZLA ETKİLENİYOR?
Asker/gaziler: Fiziksel yaralanma + TSSB + travmatik beyin hasarı (TBI) kombinasyonu
Sivil nüfus: Mayınlar, hava saldırıları, açlık, yetersiz sağlık hizmeti sonucu daha yüksek oranda kalıcı hasar
Çocuklar: Gelişimsel travma + eğitim kaybı + fiziksel yaralanma sonucu ömür boyu engellilik riski,
Kadınlar: Cinsel şiddet, bakım yükü, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık sonucu daha fazla sosyal izolasyon
Zaten engelli olanlar: Kaçış imkânsızlaşıyor, tahliye edilemiyor, insani yardım ulaşmıyor bunun sonucu ölüm veya ağır kötüleşme riski katlanıyor,
TOPLUMSAL VE POLİTİK BOYUT
Savaş sonrası toplumlar genellikle “kahraman gaziler” anlatısına odaklanırken, sivillerin ve kadınların/çocukların yarattığı engellilik görünmez kalıyor. Erişilebilirlik, protez bakımı, ruh sağlığı desteği, iş bulma, sosyal kabul gibi konular yıllarca ihmal ediliyor.
Militarizm ve savaş politikaları, dünya genelinde engelli nüfus oranını en çok artıran etkenlerden biri olmaya devam ediyor. Barış dönemlerinde bile erişilebilirlik sağlanmamışken, savaş sırasında engellilerin hayatta kalma şansı dramatik biçimde düşüyor.
Değerli okurlarım! Savaşın en büyük yalanı “kazanan olur” yalanıdır. Gerçekte herkes kaybeder; ama en ağır bedeli ödeyenler genellikle sesi en az çıkanlar olur: uzuvlarını, gözlerini, kulaklarını, anılarını, umutlarını kaybedenler.
Engellilik, savaşın kaçınılmaz ve utanç verici mirasıdır.
Barış, sadece ateşkes değil, aynı zamanda bu yaraların sarılması, bu kayıpların tanınması ve yeni engelliliklerin üretilmemesi için verilen uzun soluklu mücadeledir.
Savaş karşıtlığı, aynı zamanda en tutarlı engelli hakları savunuculuğudur. Çünkü her patlama, her mayın, her bomba… bir engellilik hikâyesinin başlangıcıdır.
Yazıma tüm insanlığın “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ” sözünü düstur edinmesi dileklerimle son veriyorum.
Hepinizim şimdiden bayramını tebrik ediyorum.
