"Bu uğurda pişmek herkese nasip olmaz Çelebi’m!.."
"Peygamber Efendimizin güzelliğini, büyüklüğünü yazmalıyım efendim. Diğer peygamberlerden olan üstünlüğünü anlatmayalım bu bedbahtlara!"
Başını yerden kaldırmadan gezdi durdu Süleyman Çelebi... Ulucâmi’ye giden beş yol ağzındaki, taş döşeli geniş alanda sekiz on yaşlarında tıfıllar, fırıldak çeviriyordu. Onların oyunu bırakıp elini öpmeye gelmelerine kayıtsız kalamadı. Dönüp, hepsinin tek tek hâl ve hatırını sordu, başlarını okşadı. “İyi ki dışarı çıkmışım. Biraz nefes aldım…” dedi. O hızla şadırvana kadar geldi. Kollarını sıvadı. Abdest için bir tabureyi çekip otururken, tanıdık bir sesle yeniden doğruldu.- Esselâmü aleyküm.- Ve aleykümüsselâm ve rahmetullah ve berekâtühü…- Hep düşünceli görürüm seni Çelebi.- Haklısın Emîr’im… Nicedir, dert olmuştur içime ki, sözüm kâr etmez, elim tutmaz, kalem yazmaz günlerdir! Yazarım, bozarım olmaz, bir gayret ki beyhude… Bilmem? Ne yapmak gerek?- Yanmak gerek Çelebi’m, yanmak gerek!
Süleyman Çelebi, rüyâsında duyduklarını şimdi de canlı olarak........
