Ortadoğu’da Vekâlet Yapıları ve Kontrollü Kaos: PKK, IŞİD, HTŞ, AKP ve Gülen Ağı
Ortadoğu’da son elli yıl, yalnızca ulusal ya da bölgesel dinamiklerle açıklanamayacak bir istikrarsızlık sürecine sahne olmuştur. Bu süreçte ortaya çıkan silahlı ve siyasal aktörler, hem kendi alanlarında bağımsız gibi görünmüş hem de daha geniş bir küresel güç mimarisinin işlevsel parçaları olarak hareket etmiştir. PKK, IŞİD, HTŞ, AKP ve Gülen yapılanması, bu bağlamda yalnızca yerel sorunların ürünü değil, küresel stratejilerin, vekâlet politikalarının ve bölgesel boşlukların doğrudan sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
2003 Irak işgali, modern Ortadoğu tarihinin kritik bir kırılma noktasıdır. Saddam rejiminin yıkılması ve merkezi devlet aygıtının fiilen tasfiye edilmesi, sadece Irak’ı değil, tüm bölgeyi etkileyen bir güç boşluğu yaratmıştır. Bu boşluk, radikal selefi örgütlerin hızlı biçimde örgütlenmesi için elverişli bir ortam sağlamıştır. IŞİD, bu yapısal koşullar içinde ortaya çıkmış, sadece ideolojik radikalleşmenin değil, aynı zamanda devlet boşluklarının ve müdahalelerin bir ürünü olarak kısa sürede geniş bir coğrafyada etkinlik kazanmıştır. Örgütün hem Suriye hem de Irak’taki operasyonları, merkezi otoritenin zayıflatılması ve sınır ötesi etkilerin artırılması bağlamında stratejik bir işlev görmüştür. HTŞ ve benzeri gruplar da, özellikle Suriye iç savaşında merkezi devlet otoritesinin aşındırılmasında kritik rol üstlenmiştir. Bu örgütler, siyasi süreçlerin sürekli olarak geciktirilmesine ve sahadaki güç dengelerinin manipüle edilmesine aracılık etmiştir. Böylece radikal yapıların varlığı, sadece güvenlik sorunu değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitik stratejilerin bir parçası olarak işlev görmüştür.
PKK, tarihsel olarak yalnızca Türkiye içi bir etnik ayrılık hareketi olarak görülse de, bölgesel güç dengeleriyle doğrudan bağlantılıdır. 1980’li yıllardan itibaren ortaya çıkan PKK, Türkiye iç siyasetini ve bölgesel dengeleri etkileyen bir aktör hâline gelmiştir. Özellikle 1990’ların sonu ve 2000’li yılların başında, Irak’ın kuzeyinde oluşan fiili durum, örgütün askeri ve siyasi kapasitesini niteliksel olarak artırmış, PKK’yı yalnızca sınır ötesi değil, bölgesel bir aktör hâline getirmiştir. Bu durum, Türkiye’nin iç politikalarını doğrudan etkilemiş, aynı zamanda ABD, İsrail ve bölgesel aktörlerin PKK ile olan etkileşimini yeniden şekillendirmiştir.
Siyasal düzlemde, Türkiye’deki dönüşüm, 2000’li yılların başında AKP’nin yükselişiyle birlikte kendini göstermiştir. AKP, küresel ölçekte tartışılan “ılımlı İslam” paradigmasının Türkiye’deki somutlaştırılması olarak ortaya çıkmıştır. Bu paradigmada radikal İslam dışlanırken, dini referanslar siyasal meşruiyet ve toplum ile devlet arasındaki yeni dengeyi kurma aracı olarak kullanılmıştır. AKP’nin reform ve uyum söylemleri, Batı ile olan ilişkilerde stratejik bir uyum sağlamış, aynı zamanda Gülen yapılanması gibi dini ve bürokratik ağların etkisini artırmıştır. Bu yapı, eğitimden medyaya, finans sektöründen bürokrasiye kadar farklı alanlarda etkinlik göstermiş ve devlet mekanizmaları içinde görünürlük kazanmıştır.
Gülen hareketi, yalnızca dini bir cemaat olmanın ötesine geçerek, devletin iç işleyişine müdahale eden stratejik bir aktör olarak konumlanmıştır. Ulusötesi örgütlenmesi ve farklı ülkelerde benzer yapılanmalar kurması, bu hareketi küresel bir aktör hâline getirmiştir. Gülen yapılanmasının bürokrasi üzerindeki etkisi, Türkiye iç siyasetinde ciddi bir denge mekanizması oluşturmuş, özellikle AKP’nin ilk yıllarında hem siyasal hem de kurumsal alanlarda belirleyici olmuştur.
PKK, IŞİD ve HTŞ gibi silahlı örgütler, ideolojik ve mezhepsel farklılıklarına rağmen, işlevsel olarak benzer etki alanları yaratır. Bu örgütlerin sahadaki hareketleri, merkezi devletlerin zayıflamasını ve bölgesel istikrarsızlığın derinleşmesini sağlar. AKP ve Gülen yapılanması gibi siyasal ve bürokratik aktörler, bu boşluklardan dolaylı olarak etkilenir veya kendi politik alanlarını yeniden konumlandırır. Bu durum, görünürde çatışan aktörlerin aslında bir fonksiyonel denge mekanizması oluşturduğunu gösterir.
Ortadoğu’nun jeopolitik bağlamı, bu aktörlerin etkisini güçlendiren bir çerçeve sunar. Sınırlar, mezhepsel ve etnik fay hatları, bölgesel krizler ve dış müdahaleler, örgütlerin ortaya çıkışını ve sürekliliğini destekleyen unsurlar olarak işlev görür. Dolayısıyla PKK, IŞİD, HTŞ, AKP ve Gülen yapılanması yalnızca yerel koşullarla açıklanamaz; uluslararası stratejiler ve küresel güç dengeleri de kritik bir rol oynar.
Bu yapıların birbirleriyle olan etkileşimi, hem Türkiye’nin hem de bölgenin güvenlik ve siyasi ortamını doğrudan şekillendirir. Silahlı örgütlerin şiddet eylemleri ve merkezi otoriteyi aşındıran hareketleri, bölge dışı aktörlerin müdahalelerine alan açarken, siyasal partiler ve dini ağlar bu boşlukları yönetir ve kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirir. Ortadoğu’da ortaya çıkan kaos, tesadüfi bir durum değil, yapısal ve sürekli bir süreçtir.
Bu bağlamda, silahlı ve siyasal aktörlerin analizi, yalnızca ideolojik veya mezhepsel düzlemle sınırlı kalamaz. Aynı zamanda uluslararası güç dengeleri, bölgesel krizlerin dinamikleri ve küresel stratejik hedefler göz önünde bulundurulmalıdır. Bu yaklaşım, bölgedeki istikrar ve kaos arasındaki sınırın sürekli değişken olduğunu, aktörlerin bu sınırları kendi işlevleri doğrultusunda sürekli olarak yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır.
PKK, IŞİD ve HTŞ: Karşılaştırmalı Analiz ve Bölgesel İşlevler
PKK, IŞİD ve HTŞ gibi silahlı aktörler, ideolojik, mezhepsel ve tarihsel bağlamda birbirinden ayrışsa da, bölgesel sistem içinde işlevsel olarak benzer roller üstlenmişlerdir. PKK, etnik temelli ayrılıkçı bir hareket olarak Türkiye’nin güneydoğusunda ve Irak’ın kuzeyinde faaliyet göstermiş, hem askeri hem de siyasi kapasitesini yıllar içinde artırmıştır. Örgütün saha içi hareketleri, merkezi devletin denetimini zayıflatmış, yerel yönetim boşlukları yaratmış ve bölgesel krizlerin sürekliliğine katkıda bulunmuştur. Bu yönüyle PKK, yalnızca bir silahlı örgüt değil, bölgesel güç dengeleri içinde stratejik bir aktör hâline gelmiştir.
IŞİD ise daha çok ideolojik radikalleşmeye dayalı, selefi bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Irak işgali sonrası oluşan güç boşluğu ve Suriye iç savaşı, örgütün hızlı biçimde örgütlenmesini mümkün kılmıştır. IŞİD’in etkinliği, hem sahadaki merkezi otoriteyi parçalama hem de bölgesel aktörlerin güvenlik politikalarını yeniden şekillendirme işlevi taşımıştır. Örgüt, kontrol ettiği bölgelerde geçici devlet benzeri yapılar kurmuş, vergi ve güvenlik mekanizmaları oluşturmuş ve uluslararası düzeyde hem müdahaleleri hem de vekâlet politikalarını tetiklemiştir.
HTŞ, özellikle Suriye’de Esad rejimine karşı etkinlik göstermiş, radikal Selefi-Jihadi ideoloji üzerinden örgütlenmiş bir yapıdır. HTŞ’in faaliyetleri, Suriye’de merkezi otoritenin fiilen zayıflamasına ve bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır. HTŞ’in stratejik işlevi, sadece askeri değil; aynı zamanda siyasi süreçlerin aksamasına ve uluslararası müdahalelerin gerekçelendirilmesine hizmet etmiştir.
Bu üç aktörün karşılaştırmalı analizinde dikkat çeken nokta, ideolojik ve etnik farklılıklarına rağmen, işlevsel olarak benzer etkiler yaratmalarıdır. Her biri, merkezi devletin kontrol alanını daraltmakta, sahadaki istikrarsızlığı sürdürmekte ve bölgesel aktörlerin stratejik hamlelerini şekillendirmektedir. PKK’nın bölgesel hareket alanı, IŞİD’in ideolojik yayılımı ve HTŞ’in saha kontrolü, farklı yöntemlerle ama benzer işlevleri yerine getirmiştir.
Bölgesel aktörler açısından bakıldığında, bu örgütlerin varlığı, yalnızca bir tehdit unsuru değil, aynı zamanda manipüle edilebilen bir stratejik araçtır. ABD ve İsrail gibi küresel güçler, bölgedeki vekâlet savaşlarını bu aktörler üzerinden şekillendirmiş, örgütlerin saha içi ve sınır ötesi hareketlerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmiştir. Bu durum, hem Türkiye hem de bölgesel aktörler açısından bir tür “kontrollü kaos” ortamı yaratmış, aktörlerin davranışlarını ve siyasi kararlarını belirleyici hâle getirmiştir.
PKK, IŞİD ve HTŞ arasındaki etkileşim ağı, bazen çatışma, bazen dolaylı iş birliği biçiminde ortaya çıkmıştır. Örneğin, bölgesel güç boşlukları, örgütlerin birbirlerinin alanlarını dolaylı olarak tamamlamasına imkân vermiştir. PKK’nın Irak kuzeyindeki varlığı, IŞİD’in Suriye’de güç kazanmasına zemin hazırlamış, HTŞ’nin sahadaki etkinliği ise merkezi otoriteyi zayıflatarak PKK ve IŞİD’in hareket alanını genişletmiştir. Bu işlevsel ilişki, bölgedeki istikrarsızlığın sürekli olmasını ve dış müdahalelerin sürekli gündemde kalmasını sağlamıştır.
Bölgedeki bu yapısal ilişkiler, Türkiye’deki siyasal ve bürokratik aktörlerin stratejik alanını da doğrudan etkilemiştir. AKP ve Gülen yapılanması gibi siyasi aktörler, bu örgütlerin yarattığı boşluk ve kriz ortamını kendi politik güçlerini artırmak için kullanmıştır. AKP’nin reform söylemleri, Gülen hareketinin bürokratik kadrolarla ilişkisi ve sahadaki silahlı örgütlerin varlığı, birbirini karşılıklı olarak besleyen bir sistem oluşturmuştur. Bu sistem, hem ulusal hem de bölgesel düzeyde istikrarsızlığın devamlılığını sağlamıştır.
Özetle, PKK, IŞİD ve HTŞ’nin karşılaştırmalı analizi, ideolojik ve etnik farklılıklarının ötesinde, bölgesel güç dengeleri, merkezi otorite boşlukları ve küresel müdahale mekanizmaları ile doğrudan ilişkili bir işlevsel ağ ortaya koymaktadır. Bu ağ, bölgedeki kaosun ve kontrollü istikrarsızlığın sürekliliğini sağlayan temel yapı taşlarını temsil etmektedir.
AKP ve Gülen Yapılanmasının Bölgesel Politik Etkileri
2000’li yılların başında Türkiye’deki siyasi dönüşüm, AKP’nin........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin