menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GRÖNLAND KRİZİ VE NATO’NUN YAPISAL ÇÖKÜŞÜ

9 8
07.01.2026

Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO, yalnızca bir askerî ittifak değil, aynı zamanda “kural temelli uluslararası düzenin” askerî ayağı olarak sunulmuştur. İttifakın meşruiyeti, üyelerinin egemenliğini karşılıklı olarak güvence altına alması ve herhangi bir saldırı karşısında kolektif savunmayı işletmesi varsayımına dayanmıştır. Ancak Grönland krizi, bu varsayımın artık geçerli olmadığını açık biçimde ortaya koymuştur.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ABD’nin “ulusal güvenliği açısından vazgeçilmez” olarak tanımlaması ve askerî güç ile ekonomik baskıyı aynı anda gündeme getirmesi, NATO tarihinde bir ilktir. İlk kez bir NATO üyesi, başka bir NATO üyesinin toprağını açık biçimde hedef almıştır. Bu durum, ittifakın yalnızca siyasi değil, hukuki temellerini de sarsmıştır.

Danimarka’nın ve Grönland yerel yönetiminin bu söylemleri açık bir tehdit olarak tanımlamasına rağmen, NATO’nun kurumsal refleksi son derece sınırlı kalmıştır. Bu sessizlik, kriz yönetimi başarısızlığı değil; yapısal bir sorunun dışavurumudur. NATO, güçlü üyenin zayıf üyeye yönelttiği tehdidi ele alabilecek bir hukuki ve siyasi kapasiteye sahip değildir.

Grönland krizi bu yönüyle geçici bir diplomatik gerilim değil, NATO’nun iç mantığını açığa çıkaran bir stres testidir. Bu test, ittifakın kolektif savunma değil, kolektif bağımlılık üzerine inşa edildiğini göstermektedir. NATO, üyesini üyesine karşı koruyamayan bir yapı hâline gelmiştir.

NATO’NUN HUKUKİ AÇMAZI

NATO Antlaşması, bir üyenin başka bir üyeye tehdit oluşturduğu senaryoyu bilinçli olarak tanımlamamıştır. Bu boşluk, Soğuk Savaş boyunca “ABD varsayımı” ile örtülmüştür: ABD’nin hiçbir koşulda bir müttefikine karşı güç kullanmayacağı kabul edilmiştir. Ancak bu kabul, hukuki bir norm değil, siyasi bir inançtır.

Grönland krizi, bu inancın çöktüğünü göstermiştir. ABD, ilk kez bir NATO üyesinin toprağını açık biçimde kendi ulusal güvenliğiyle özdeşleştirmiş ve bu hedefe ulaşmak için zorlayıcı araçları dışlamamıştır. Böylece NATO Antlaşması’nın öngörmediği bir durum fiilen ortaya çıkmıştır.

Bu noktada NATO’nun 4. maddesi siyasi cesaret eksikliği nedeniyle işletilmemiştir. Danimarka’nın tehdit algısını açıkça dile getirmesine rağmen, NATO Konseyi bağlayıcı ve caydırıcı bir siyasi tutum almamıştır. İstişare mekanizması, krizi çözmek yerine erteleme aracı hâline gelmiştir.
5. madde ise hukuki boşluk nedeniyle fiilen devre dışı kalmıştır. Kolektif savunma ilkesi, saldırının “dışarıdan” gelmesi varsayımına dayanmaktadır. Saldırganın ittifak içinden çıkması durumunda ne yapılacağı tanımlı değildir. Bu belirsizlik, güçlü üyeye fiilî dokunulmazlık sağlamaktadır.

Dolayısıyla NATO, hukuki eşitlik........

© Turkish Forum