Tarımı konuşuyoruz ama anlıyor muyuz?
Tarım üzerine konuşmayı çok seviyoruz. Stratejik diyoruz, hayati diyoruz, hatta bunlarla yetinmiyor “geleceğin sektörü” ilan ediyoruz. Ama iş uygulamaya geldiğinde aynı ciddiyeti gösteriyor muyuz?
Ülkemiz genelinde ve özellikle tarımda öyle bir dönem yaşıyoruz ki, kimse eleştiriye açık değil. Tartışarak doğruya ulaşma geleneği sanki geçmişte kalmış. Herkes bilge, herkes filozof, herkes kendince haklı…
Hiç kimse yanlış yaptığını kabul etmiyor. Dahası, karşısındakini dinlemek yerine ilk fırsatta üzerine giderek kendi doğrularını dayatmaya çalışıyor. Dolayısıyla duyuyoruz ama dinlemiyoruz. Başkalarının ne söylediğiyle ilgilenmiyoruz; çünkü bizim için önemli olan, zaten inanmış olduğumuz şeyler.
Tarımda da tablo farklı değil. İnsanlar anlamak için değil, cevap vermek için konuşuyor. Verilen cevaplar ise çoğu zaman sorulan soruların değil, kişinin kendi bildiklerinin tekrarı oluyor. Bu da aslında bilgi eksikliğinin ve iletişim zafiyetinin en açık göstergesidir.
Asıl mesele tam da burada başlıyor. Çünkü elimizdeki veriler aynı şeyi söylüyor: Tarım büyüyor gibi görünse de sistem zayıflıyor. Oysa bugün tarım, sadece bir sektör değil; bir ülkenin bağımsızlığı, güvenliği ve geleceği açısından stratejik bir güç alanıdır. Gıda artık enerji kadar kritik bir değer haline gelmiştir. Nitekim Bill Gates gibi küresel aktörlerin tarım arazilerine yönelmesi tesadüf değildir. Buna rağmen çiftçilik hâlâ toplumda hak ettiği değeri görmemektedir.
Oysa çiftçilik, “başka iş bulamadığı için yapılan” bir iş değil; gıda güvenliğini sağlayan hayati bir meslektir. Nasıl ki diğer meslekler unvanlarıyla anılıyorsa, Avukat Ahmet, Doktor Ayşe gibi çiftçi de aynı........
