menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bugünü anlatıyor: “Dünyayı bölen devrim”

47 0
02.03.2026

Sovyetler çökmüş, dünya başka bir yöne evriliyor, teknolojide her gün yeni bir atılım insanın günlük yaşamını değiştiriyor.

Böyle bir ortamda “Sovyet Sosyalizminin Yükselişi ve Çöküşü” gibi, ilk anda insana uzak gelebilecek bir kitap:

“Dünyayı Bölen Devrim."

Değerli gazeteci - yazar, çalışkan araştırmacı Taha Akyol’un son kitabı. Öyle değil, kitaba değer katan nitelik şu:

Taha Akyol Lenin’den başlayarak, Sovyet Sosyalizminin kuruluşunu, gelişmesini, nihayet Gorbaçov ile birlikte çöküşünü anlatırken, aslında günümüzü anlatıyor.

Sovyetler’in çöküşünü hazırlayan etkenler bugün dünyanın pek çok yerinde eksik:

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı.

Buna ek olarak, diktatörlüklerin ağırlık kazanması.

İdeolojileri farklı olsa da, Hitler - Stalin çizgisinden, Trump’a uzanan insanlık suçu, kitabı okurken bugünü düşündürüyor.

Aydınlar öncülüğünde

Rus Devrim Tarihi Rus aydınlarının tarihine paralel. Rus tarihçi Szamuely’e göre, “devrimci aydınlar Lenin’in gözünde proletaryadan daha önemliydi” (A.g.k., s.41).

Rusya’da ilk matbaa 1555’te kuruluyor, okur yazar kitlesi yetişiyor. Okur yazarlık ile devrim arasında sıkı bir bağ var. “İngiliz, Fransız ve Rus devrimleri okuma yazma oranının yüzde 50’ye yaklaştığı toplumlarda gerçekleşti” (A.g.k., s.46).

Sovyet tarihini en iyi araştıranlardan, önce komünist sonra anti - komünist Bertram D. Wolfe ki, önemli yapıtı “Devrim Yapan Üç Adam” şu görüşte:

“Rusya’da komünist rejim işçi sınıfı tarafından değil, bu sınıfı disiplinli ihtilal örgütünün emri altına alarak kullanan Marksist - Leninist entelijansiya tarafından kurulmuştur” (A.g.k., s.71).

Lenin de öyle söylüyor:

“Devrimci teori olmadan devrimci hareket olmaz. Devrimci ideolojiyi proleterler değil ancak, aydınlar yazabilir” (A.g.k., s.133).

Bununla birlikte, “Lenin’in bütün örgüt yazılarında vurguladığı profesyonel devrimci kavramı, hayatını devrime adamış, başka işi ve meşgalesi olmayan militanı ifade etmektedir” (A.g.k., s.127).

Nazım da öyle diyor “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” şiirinde, “hazım zamanlarını, boş gecelerini değil, boydan boya ömrünü vermiştir ihtilale."

Devrim ve demokrasi

Rejimin en tartışmalı alanlarından biri devrim - demokrasi ilişkisi. Lenin:

“Hiç bir devrimci örgütte demokrasi yoktur, demokrasi zararlı bir oyuncaktır. Örgütü birbirine yaklaştıran disiplin ve gizliliktir” (A.g.k., s.132).

Lenin Bolşevik rejimini “hukukla sınırlanmayan diktatörlük” olarak tanımlıyor, “proletaryanın devrimci diktatörlüğü burjuvaziye karşı şiddet kullanarak kazanılan yöntemdir." (Aynı yerde).

1960’larda Türkiye İşçi Partisi bu nedenle parçalanıyor. Sovyetler’in 1968’te Çekoslovakya’yı işgaline karşı çıkan Mehmet Ali Aybar “güler yüzlü sosyalizm” teziyle, Stalin dönemini topa tutuyor:

“Bu şüphesiz diktatörlüktü ama, işçi sınıfının diktatörlüğü değildi. Parti diktatörlüğü idi. Sonradan Tanrılaştırılmış, kanlı diktatör Stalin” (A.g.k., s.135).

Stalin’den sonra iktidara gelen Kruşçev anılarında itiraf ediyor:

“Çiftçiler açlıktan ölüyordu, Stalin tipi kolektifleştirme bize üzüntü ve vahşetten başka bir şey getirmemiştir” (A.g.k., s.321).

Stalin döneminde binlerce insan açlıktan ölüyor, ona karşı çıkan binlerce insan Sibirya’ya sürgüne gönderiliyor ya da kurşuna diziliyor.

Naziler ve Soyvetler

Hitler’den Stalin’e çizgi çekildiğinde, iki konu öne çıkıyor:

“-Gizli istihbarat örgütü. Kendi yurttaşlarına zulm eden Çeka ile Gestapo birbirini kopyası.

-Yürütme, yasama ve ve yargının tek elde toplanması."

Demokrasinin özü olan bu üç kuvvet Nazi’lerde ve Sovyetler’de partinin emrine veriliyor. Parti - devlet modeliyle, diktatörlük kuruluyor.

Bugün de, Trump Kongre’den onay almadan dünyayı ateşe boğuyor. Kuvvetler ayrılığını tehdit ediyor.

Hukuk ve demokrasi

Sovyetler’in çöküşünü anlamada...

Parti - devlet uygulaması çerçevesinde hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından vazgeçerek, yargının bağımsızlığının sona ermesi başat rol oynuyor. Ve ekonomide verim düşüyor, sefalet başlıyor.

Kim hakkını ararsa, kim direnirse, akla hayale gelmez suçlamalarla “kapitalizmin kudurmuş köpeği” olarak niteleniyor ve kurşuna diziliyor.

Nazi hukuku ile Sovyet hukuku birbirinin kopyası. Taha Akyol’un kitabının en can alıcı bölümü, insanı dehşete düşüren örneklerin yer aldığı hukuk sayfaları, ders niteliğinde.

Komünizme inanan, Rusya’yı görünce büyük hayal kırıklığına uğrayan yazarlardan biri de, Arthur Koestler. Rusya’dan döndükten sonra şunu yazıyor:

“Sovyet Basını tam kontrol altındadır. Sadece iki gazete vardı. Biri hükümet organı İzvestiya, diğeri parti organı Pravda. Taşra gazeteleri aynı şeyleri yazarlar, aynı haberleri verirdi ve her şey güllük gülistanlıktı” (A.g.k., s.307).

Sovyet modeli Batı komünist partilerinde aydınlar öncülüğünde parçalanmalara yol açıyor, sosyal demokrasi önem kazanıyor.

Bugüne gelirsek...

Demokrasinin ve hukukun değerini, diktatörlüğün felaketini anlamak için Akyol’un kitabını okumak gerekiyor.

Hele de, Trump Venezuela saldırısından sonra şimdi de İran’ı ateşe vermişken...

Ve dünyayı savaşa sürüklerken!..


© T24