Kar orkidesi çayını içtiniz mi?
Diğer
18 Ocak 2026
Medyada, yeme-içme konusunda yazanlar birkaç bölümde toplanırlar. Kimi yemek tarifleri vermekle yetinir. Kimileri ise yeni açılan mekânları duyurur, onlar hakkında yorumlar yapar. İyi mi kötü mü, pahalı mı ucuz mu, lezzetli mi…
Kimileri ise yeme-içme konusuna daha tepeden bakarak işin kültürüne ağırlık verirler. Onlar, yemeğin lezzeti konusunda yorum yapmanın yanı sıra, yemeğin felsefesi, mutfağın toplumsal, tarihsel, kültürel arka planı hakkında bilgi aktarmaya çalışırlar.
Günlük siyasetle uğraşanlar, dünyanın, ülkenin geleceği hakkında yorum yapan yazarlar, yeme-içme konusunda yazanları pek ciddiyete almazlar.
Çünkü yeme-içme yazarları, memleket kurtarmak yerine insanların yaşamdan aldıkları keyfi artırma peşindedirler.
Yani birileri insanın içini karartırken bazıları da bu karartıya renk ve lezzet katma çabasındadırlar.
Siyasi yorumcuların aksine bu tür yazarların sayısı Türk medyasında pek fazla değildir.
Hâlbuki yemek, medeniyetin anlatımıdır.
Hatta tüm yaşama âşık olmanın bir başlangıcıdır.
Yakın geçmişte bu işi en iyi yazanlardan biri rahmetli Tuğrul Şavkay’dı. Bir yemeği anlatırken öyle benzetmeler yapardı ki benim diyen edebiyatçı böylesine güzel cümleler kuramazdı. Ondan çok şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim.
Bu konudaki bir diğer öğretmenim de Refik Halid Karay olmuştur. Karay, gerek gazete yazılarında gerekse kitaplarında hem Osmanlı saray ve konak mutfaklarını hem İstanbul kent mutfağını ve Anadolu mutfağını nefis üslubuyla bıkmadan usanmadan anlatmıştır.
Refik Halid, yeme-içme kültürü yazılarına olan tutkusunu “Üç Nesil, Üç Hayat”’ta şöyle anlatır:
“Her muharririn roman gibi, içtimai tetkik veya felsefi etüt gibi bir gayesi vardır; can atıp da bir türlü başaramadığı sevgili gayesi… Benimkisi de —söylemesi belki ayıp— bir yemek kitabı yazmaktır…”
Ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas da tıpkı aynı şeyleri söylemişti:
“Son dileğim, hayal ve anılarımdan oluşan bir yemek kitabı yazabilmektir…”
Refik Halid’in yazdıkları, dünyanın tadına doyum olmayan bir edebiyat ziyafetidir. Onun için kitaplarını bitirdikçe hep başa dönerim.
Çünkü bir türlü doyamam bu yazılara.
Selim İleri de bir başka damak düşkünü edebiyatçıdır. “Oburcuk” adlı kitabında öylesine iştahlı şeyler anlatır ki insan her satırdan sonra mutlaka acıkır!
Bu kitabı döne döne okur, her seferinde başka bir yemek öğrenirim.
Cümlelerini sevdiğim bir diğer yazar da Çin’de Ming döneminin iyi yaşamayı seven deneme yazarı Zhang Dai’dir. Savurgan, bohem yaşam tarzıyla sivrilmiş birisi olarak tanınmıştır.
Zhang, iktidar değişikliğinden sonra tüm parasını pulunu kaybeder, yoksul bir duruma düşer. Açlık sınırında yaşamaya başlar. Elinde kalan tek varlığı, parlak yıllarına ait ayrıntılı notlarıdır. Geçimini sağlamak için elinde kalmış bu yegâne varlığa sıkı sıkıya........
