Diktatörlere öğütler
Diğer
07 Ocak 2026
Maduro ve operasyonu izleyen Trump
Venezuela’nın Başkanlık Sarayı’nın basılıp, sarayın sahibinin yargılamak üzere New York’a götürülüp mahkemeye çıkarılmasından alınması gereken dersler var.
Gazetecilik mesleğini bir kamu hizmeti olarak gördüğüm için bu olaydan çıkardığım dersleri diktatörler veya diktatör olmaya heves edenlere aktarmayı bir vazife biliyorum.
Bizim meslek böyle; iyilik yap denize at misali!
Esasen sadece diktatörler ve heves edenler için değil, demokrat liderler için de yılların içinde olgunlaşmış önerilerim var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da zamanında beni dinleseydi ne 15 Temmuz darbesi olurdu ne 17 – 25 Aralık muhabbetleri. Enflasyon böyle patlamaz, hepimiz gül gibi geçinip gidiyor olurduk.
Neyse olan oldu artık, önümüze bakalım derim.
Maduro’nun neredeyse mermi atılmadan eşiyle birlikte derdest edilmesi yazının başında sözünü ettiğimiz kişileri düşündürmeli.
Maduro seçimde kendisine rakip olacakları engelledi, medyayı tek başına kontrol eder hâle geldi, seçim daha bitmeden kazandığını bile ilan etti ama varabildiği yer New York’ta bir hücre!
Başımıza gelmediği için tam olarak bilmesek de tahmin edebileceğimiz gibi bu diktatörleri ve buna heves edenleri bu işe yönelten baş müşevvik para.
Güç tutkusu, hep önde olma isteği gibi nedenler ikincil derecede müşevviklerdir.
“Dava” meselesi ise bütün bunların üstüne örtülecek iyi bir şal.
Bu dünyada insanoğlu ne yapıyorsa para için yapıyor.
Diktatörlerin ve heveslilerinin de temel içgüdüsü budur.
Çünkü para varsa, güç de gelir, emlak da alınır, hisse de biriktirilir.
Ama işte tam da bu noktada benim “diktatör paradoksu” diye tanımladığım bir durum ortaya çıkar.
Para hırsıyla elinden geleni ardına koymaz ama sonunda o parayı harcayacak zaman da imkân da bulamaz. Turuncu renkli hapishane tulumunun cebi yok ne de olsa!
Özlü bir Türk halk deyişine benzetecek olursak; “ceremeyi diktatör çeker, nazlı yâri eller öper.”
Bugünkü köşemi bu kamu hizmetine tahsis etmiş olmamın nedeni, yumuşak kalpli olmam.
Hepimiz biliyoruz ki memleketine iyi hizmetleri olan birisinin zengin olması kimseyi rahatsız etmez.
Yeter ki duracağı yeri bilsin, aç gözlü bir insan portresi çizmesin, her şeye göz dikmesin.
Elbette çevresini de mutlu etmelidir; ancak o çevrenin çok dar olması ve hep aynı çevrenin otlanması da sıkıntı yaratır. Biraz genişçe bir çevreyi beslemek daha yararlı olacaktır.
Daha önce de yazmıştım, ABD’nin Venezuela baskınından sonra bir kez daha hatırlatmak isterim:
Yale Üniversitesi’nden Milan Svolik'in araştırmasına göre 1945 – 2002 yılları arasında iktidara gelen ve sonra iktidardan gitmek durumunda kalan 316 diktatörden sadece 32’si halk ayaklanması ile devrilmiş. Yaklaşık bir oran vermek gerekirse yüzde 10 gibi bir şey.
Diktatörlerin ve heves edenlerin asıl korkmaları gerekenler, kendi yönetsel gruplarının içindeki hırslı tipler.
Diktatörlerden 205’i, yani yaklaşık yüzde 70’i iktidar elitlerince devrilmiş.
UCLA’dan Barbara Geddes’in araştırması da bunu doğruluyor:........
