Hristiyan Siyonizmi ve din merkezli ABD dış politikası
78 milyon Evanjelist Protestan’ın siyasal gücü
ABD siyaseti laik bir cumhuriyet olarak tanımlanır. ABD’nin kurucu babaları din özgürlüğünün yanı sıra devlet ile din arasına mesafe koymayı özellikle istemiştir. Örneğin devletin, yani vergi mükelleflerinin dini okulları finanse etmesi yasaktır. Öte yandan oldukça dindar olan ve “İncil kuşağı” denilen ABD’nin orta bölgelerinin siyaset üzerindeki etkileri inkar edilemez. 1930’lardaki içki yasağının ve dört yıl önce kadınların federal alanda kürtaj hakkını kaybetmelerinin arkasında dindar baskı grupları vardır.
ABD’de toplu şekilde oy kullanan ve büyük çoğunluğu beyaz olan 78 milyon evanjelist Protestan bulunur. Bunların siyaset hayatında özellikle Trump döneminde ne kadar başarılı oldukları kanıtlanmıştır. İlk dönemindeki Başkan Yardımcısı Pence, Dışişleri Bakanı Pompeo ve yakından tanığımız Pastör Brunson evanjelist kilisesinin ileri gelenlerindendir.
Evanjelistler Hazreti İsa’nın İsrail’de yeniden doğacağına inandıkları için sürekli son derece İsrail yanlısı bir politika izlerler. İç politikada aşırı sağ bir gündemleri vardır. Kadınların kürtaj hakkını ve LGBT bireylerin kazanılmış haklarını geri almak için politikacıların seçim kampanyalarına büyük bağışlar yaparlar. Muhafazakarların zaten çoğunlukta olduğu Yüksek Mahkemedeki oranın kendi lehlerine daha da bozulması için dua ederler.
Günümüzün Washington’unda bazı dini akımlar dış politikayı etkileyebilecek ölçüde güçlü hale gelmiştir. Bunların başında da Hristiyan Siyonizmi gelir. Sorun bu inanç sisteminin ABD’nin dış politikasıyla iç içe geçmiş olmasıdır.
Hazreti İsa İsrail’de yeniden dünyaya gelecek
Hristiyan Siyonizmi özellikle Amerikan Evanjelik çevrelerinde yaygın olan bir teolojik yorumdur. Bu görüşe göre Hazreti İsa İsrail’de tekrar dünyaya geleceği ve İncil’de anlatılan kıyamet senaryolarının gerçekleşmesi için İsrail’in güçlenmesi ve Kudüs’ün Yahudi kontrolünde olması gereklidir. Başka bir deyişle İsrail’in politik kaderi yalnızca jeopolitik bir mesele değil, ilahi bir kaderin parçasıdır.
Hristiyan Siyonizminin kökleri 19. yüzyılda Scofield gibi figürlerin geliştirdiği dönemsel teolojiye dayanır. Bu inanca göre Yahudilerin Filistin topraklarına dönüşü ve orada bir devlet kurması İsa'nın ikinci gelişi için zorunlu bir ön koşuldur. Bu inanç Büyük İsrail haritalarını (Nil'den Fırat'a) kutsal bir hedef olarak görür ve Ortadoğu'da yaşanacak büyük bir hesaplaşmayı (Armageddon) kaçınılmaz olarak kabul eder. Günümüzde bu teolojinin en güçlü temsilcisi ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'dir.
Vaat edilen tüm toprakları almalarında bir sakınca yok
Huckabee'nin diplomatik kimliği ile kişisel inançları arasındaki çizgi belirsizdir. Laik bir devletin temsilcisi gibi değil, bir misyoner gibi davranan Huckabee bir röportajda İsrail'in İncil'de vaat edilen toprakların tamamına sahip olma hakkı üzerindeki bir soruya "Hepsini almalarında bir sakınca yok" yanıtını vermiştir.
ABD’de neredeyse hepsi beyaz olan ve bölünmeden oy kullanan Evanjelik Protestan seçmen kitlesi İsrail’e koşulsuz destek verilmesini yalnızca stratejik değil, teolojik bir görev olarak görmektedirler. Birçok Amerikalı siyasetçi için İsrail politikası bir dış politika tartışması olmaktan çıkmış ve bir iç politika zorunluluğu haline gelmiştir.
Böyle bir ortamda rasyonel diplomasi geri plana itilmektedir. Amerika’nın Ortadoğu politikası bölgesel barışın ya da uluslararası hukukun gereklerinden çok seçmen tabanının dini beklentileri üzerinden şekillenmektedir. Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması bu baskının en somut örneklerinden biridir.
İsrail’in Ortadoğu’daki şiddeti ABD vergi mükellefleri tarafından finanse ediliyor
Bu teolojik fanatizm yalnızca sembolik bir duruş değildir. İsrail'in işgal altındaki topraklarda yürüttüğü politikalar Amerikalı vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen silahlarla mümkün olmaktadır. Ancak bu durum yalnızca laik liberalleri rahatsız etmemekte ve artık ABD sağında da derin bir çatlağa yol açmaktadır.
Amerika’da siyaset baskı gruplarının etkilerine karşı çok açık ve savunmasızdır. Örneğin günümüzdeki en büyük savaş kışkırtıcısı Senatör Lindsay Graham’ın ABD’deki en büyük İsrail lobisi olan AIPAC’tan 4,6 milyon dolar aldığı rapor edilmiştir. İşin ilginç tarafı ABD Yüksek Mahkemesi siyasi kampanyalara bağışları ifade özgürlüğünün kapsamına almış ve kısıtlamaları kaldırmıştır.
ABD’de yerel seçmenlerin siyasete etkisi
Amerika’da yerel seçmenlerin politika üzerindeki etkisi oldukça büyüktür. Bunun başlıca nedeni tüm politikacıların genel seçimden önce adaylıklarının ön seçimle saptanmasıdır.........
