We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kulağınız bizde olsun

14 6 0
12.11.2019

Diğer

Konuk Yazar

12 Kasım 2019

Türkiye’de gazeteciliğin içinde bulunduğu duruma dair çok şey söylemek artık gereksizleşti.

Yine de herkesin bildiğini özetlemek gerekirse; gözaltılar, tutuklamalar, cezalar, işsiz bırakmalar, itibarsızlaştırmaların yanı sıra, çokça tekrarlanan sayısal verilere göre medyanın yüzde 95’i ‘iktidar’ tarafından sahiplenildi.

‘Yandaş’lığın ima ettiği yan yana durmak yerine iktidarın çeşitli biçimlerde ve araçlarla sahiplendiği ve böylece çökerttiği, kendisi olmaktan, yani asgari gazetecilik standartlarına sahip olmaktan çıkardığı bir medya düzeni var artık.

Bu yüzden “yandaş basın” ifadesi, mevcut manzarayı açıklamak için hem yetersiz kalıyor hem de durumun özgünlüğünü karşılamıyor. Çünkü artık iktidarla yan yana duran bir basından değil, doğrudan bir ‘iktidar basını’ ile karşı karşıyayız. İktidarın hükmetme, maniple etme, yönlendirme aracı olarak basın, artık gazetecilik dışında bir araca dönüşmüş durumda. Üstelik bir zamanlar çokça muzdarip olduğumuz kötü gazetecilik olarak da adlandırılamaz bu durum, çünkü ortada gazetecilikle tarif edilemeyecek bir manzara var.

Bu karamsar manzara, gazeteciliğin öldüğü anlamına ise gelmiyor.

Gerçeklerin karanlıkta bırakılmaya çalışıldığı bu dönemde gazetecilik tutkusu ve çabası da büyüyor.

Bu yüzden de Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, gazetecilerin kamusal tartışmaların odağında olduğu, yani aslında siyasi süreçlerin kahramanı haline geldiği bir sürece tanıklık etti, ediyor.

Bir yanda ana akım medya yok edilirken beri yanda yeni medya teknolojilerinin sunduğu imkanlarla yepyeni bir medya hızla bu boşluğu........

© T24