menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eşlik anıları (4): Eskort piyanist

17 0
05.04.2026

1997-2000 yılları arası okuduğum Indiana Üniversitesi Müzik Fakültesi dünyanın en iyi, en saygın müzik okullarından biridir. Bu nedenle dünyanın bir ucundan kalkıp gitmiştim orada okumaya. Pahalı da bir okuldur!.. Hele ki bir Türk için. Ben o dönemler şanslı bir Türk'tüm. Çünkü babamın Rusya'da inşaat şirketi vardı. Durumumuz iyiydi. Ben Indiana'ya başvururken babam "Git, istediğin kadar oku. Okul paran hazır" demişti.

Ben okula girerken ise babamın başına, Rusya'da pek çok Türk iş adamının başına gelen bir felaket geldi: Mafya dadandı. Şirketini, tüm varlıklarıyla bırakıp, ekibiyle birlikte canını zor kurtararak Türkiye'ye ani bir dönüş yaptı. Ondan sonra ev, araba satarak okuttular beni. Babam burs bulmamı söyledi. Amerika'da ilk yılımda not ortalamam 4 üzerinden 4'tü. (4.0) E daha ne olsun? Hani bana burs? Hemen vermediler. Başvurulabilecek çeşitli bursları incelediğimde hiçbirinin kriterlerinin bende olmadığını gördüm: Indiana vatandaşları için daha çok burs olanağı vardı -zaten onlar okula da daha az para veriyordu- diğer eyaletlerden gelen Amerikalılar için daha az, yabancı öğrenciler için daha da az. "Savaşta bir organını kaybetmiş Amerikalı Musevi babaların kızları için" gibi dar tanımlı gruplar için bile burslar vardı ama 4'te 4 başarılı bir Türk için yoktu.

Neyse ki ertesi yıl kısmî de olsa bir burs bulundu. Bazı yerel hayırseverler, benim gibi başarılı öğrencilerin öğrenim giderlerinin bir kısmını karşılıyordu. Dekanlık onlardan birini bana ayarladı, mezuniyetime kadar yararlandım. Allah razı olsun!

Fakat yeterli değildi. Aileme olabildiğince az yük olmak için ikinci yılımdan itibaren yaşayabileceğim en ekonomik koşullarda yaşamaya çalıştım. İlk yıl bunu yapamadım, çünkü, önceden ayarlanmış, parası ödenmiş bir yurtta kalıyordum. Yemeklerimi de aynı şekilde yıllık ücretini önceden ödediğimiz bir plan dahilinde okulun kafeteryalarında yiyordum. Bu son derece pahalı bir seçenekti. O yurtlar otel gibiydi, resepsiyonu bile vardı! O açık büfe kafeteryalardaysa envai çeşit yemek vardı; yediğin önünde, yemediğin arkanda! Müsrif Amerikalılar gözümün önünde tabaklarına yiyebileceklerinin iki katı yemek dolduruyordu, sonra yarısı çöpe gidiyordu.

İkinci yılımda bir öğrenci evine çıktım ve kendi alışverişimi yapar oldum. Bulabildiğim en ucuz, doyurucu ve sağlıklı şey konserve garnitürdü; haşlanmış bezelye, havuç, mısır, patates karışımı, 25 cent. Onlardan alıyordum, üzerine baharat karışımı döküyordum, bulabildiğim en ucuz beyaz ekmekten 3 dilim eşliğinde yiyordum bir öğünü.

Buna rağmen durumu benden zor olanlar vardı. Amerikalılar çoğunlukla borç alarak okuyor, bir çoğu okurken garsonluk gibi işlerde çalışıyor, mezun olduktan sonra da yıllarca çalışarak öğrenim borçlarını ödüyorlardı. Bunlardan birisi arkadaşım Alexis'ti. Alexis'le aynı zamanda girmiştik okula, aynı piyano hocasının sınıfındaydık: Edward Auer.

Alexis minyon tipli, tatlı yüzlü, güzel mi güzel bir kızdı. Sevgilim olmasını çok istemiştim, ama doğru dürüst yazılmasını becerememiştim. Bir akşam birlikte bulunduğumuz bir etkinlikten yurda dönerken gece geç olduğu için "sana eşlik edeyim" demiştim, "eşlik edilmek istemiyorum" demişti. Oralar güvenliydi. Ayrıca belli ki kızın bende gönlü yoktu. Gitti, Auer'in bir başka öğrencisiyle çıktı kısa bir süre. Bir yıl sonra şansımı tekrar denedim: Alexis'i aradım, "Epeydir okulda görmüyorum seni. Ne yapıyorsun? Nerelerdesin? Birlikte yemek yiyelim mi?" dedim. Beni evine davet etti!

Sevinçten uçarak gittim tabii:)

Gittiğimde ne göreyim? İzbandut gibi bir sevgilisi varmış, birlikte yaşadığı! Anlaşılan her ne kadar bende gönlü olmasa da bana arkadaş olarak değer veriyordu. Peki madem, oturduk, yemek yedik sohbet ettik.

Okumanın bedeli

O akşam Alexis'in okul kaydını dondurduğunu öğrendim. Gücü yetmemişti harcını yatırmaya. Bir süre çalışarak para biriktirmeye niyetlenmişti, ödeyebilecek duruma gelince okula dönmeyi planlıyordu ama asla dönmeyecekti veya dönemeyecekti. Sevgilisiyle birlikte aynı iş yerinde çalışıyorlardı: İkisi de eskorttu!

Piyanistten eskort olur mu yahu?! Erkekler de mi eskort olabiliyormuş?! Ekmek parası, ne diyeyim. Onları yargılamadım. Yemek için teşekkür ettim, evime döndüm, uslu uslu okulumu okudum, mezun oldum.

Okuldayken eşlikçilik yaptığımı, ancak çift bölüm -piyano ve kompozisyon- okuduğum ve çok yoğun bir eğitim aldığım için okurken çok az çalışabildiğimi serînin ilk yazısında anlatmıştım. Mezuniyetten sonraysa gece gündüz eşlikçilik yaptığımı da yazmıştım.

İşte o mezuniyet sonrası dönemde eşlik ettiğim şan bölümü öğrencilerinden birisi, adını şimdi hatırlayamadığım zenci bir kızdı. O da oldukça çekici bir hatundu. O da okurken boş zamanlarında eskortluk yaparak okul parasını çıkarıyormuş meğer! Bir gün kaç para aldığını sordum, saatine 45 dolar -aslında 90 dolar ama, yarısı patrona gidiyor! Bense eşlik yaparak saatine 20-25 dolar kazanıyordum ve halen mütevazı........

© T24