Nemo tenetur ve susarak savunmak
Diğer
26 Ocak 2026
Susmak, konuşmak, konuşamamak, fısıldaşarak konuşmak…
Geçmişte insanlar baskı ve korkudan konuşmanın fısıldaşmalara dönüştüğü yıllar yaşamıştı…
Hüküm sürdüğü yıllarda suskunluk; korkuyu beslemişti. Tutuklanmış kişiler hakkında konuşulmaz ve aile içinde onlardan gelen mektuplar yok edilir, çocuklardan saklanırdı… Çünkü “yerin kulağı vardı!”
Yaşanan gerçekleri o yıllarda çocuk olanlar anlatıyor….
“Babası 1936’da tutuklanan Rezeda Taysina, “Ağzımızı sımsıkı kapatacak şekilde yetiştirildik” diye hatırlıyor: “Dilin yüzünden başın derde girecek”,-insanların biz çocuklara sürekli söylediği şey buydu. Ömrümüz boyunca konuşmaktan korkar hale geldi. Annem bizden başka herkesin bir muhbir olduğunu söylerdi hep…Komşularımızdan, özellikle de polisten korkardık. Hala konuşmaktan korkuyorum. Bir toplulukta kendimi savunamıyorum ya da açıkça görüşümü belirtemiyorum, her zaman tekbir söz etmeden boyun eğiyorum. Çocukluktaki yetiştirilme tarzımdan dolayı karakterime işlemiş bu. Bugün bile bir polis gördüğümde, korkuyla titremeye başlarım”
Suskunluk üzerine Marya Drozdova anlatıyor: “ Tanıdıklar arasında siyasal olayları konuşmama yönünde örtük bir anlaşma vardı. Herkesin tutuklanması ve polis tarafından böyle sohbetleri “karşı devrimci” faaliyetlerin delili gibi aktararak arkadaşlarını ihbar etmeye zorlanması mümkündü. Böyle bir ortamda kişinin en yakın arkadaşları dışında biriyle siyasal tartışmaya girişmesi bir muhbir ya da provokatör olduğu kuşkusunu çekmesi için yeterliydi…Sessizce sineye çekmek dostların ve akrabaların kaybı karşısında gösterilen yaygın bir tepkiydi. Emma Gerştayn şair Mendelştam’ın 1937’de durumunu şöyle yazar: “Aramızdan ayrılan ve artık yaşamayan dostlar hakkında konuşmazdı. Kimse tek kelime etmezdi…Sadece gözyaşları dökülürdü! O yılların karakteri böyleydi”
İnsanlar yıllar boyunca susarak ve konuşmadan, konuşmaktan korkarak yaşadılar…
15 Haziran 1215’te Thames nehri kıyısındaki çayırlıkta Magna Carta Libertatum imzalanmıştı.
O yıllarda görmezden gelinmişti. Ama günümüzde hala hükmünü sürdüren 63 maddelik Büyük Sözleşme Magna Carta’ya göre: “Özgür bir kimse kendi zümresinin yasal kararı olmadan veya ülkenin ilgili yasalarına göre muhakeme edilmeden tutuklanamaz ya da hapse atılamaz; malına el konulamaz ya da yasal haklarından yoksun bırakılamaz; sürgün edilemez ya da herhangi bir şekilde zarara uğratılamaz…/…(XL.30-s.45)”
İnsanlığın yürüyüşünde baskıya ve krallara karşı imzalanmış Magna Carta, insan hakları ve hukuk sistemleri için yol göstericidir.
Sekiz yüzyıl öncesinin ilkeleri ışığında yargılanan sanıkların suçlamalara karşı “susma hakkı” var mıdır ve nedir?
Susmak suçun ikrarı mıdır? Susan, suçlu mudur?
Latince; Nemo tenetur se ipsum accusare…
Hiç kimse kendisini suçlamak zorunda bırakılmamalıdır.
Artık suça karşı susmak; savunma olarak kabul edilmektedir. Ceza muhakemesinde suçun ispatına dair bir ilke olan nemo tenetur hem soruşturma hem kovuşturma sürecinde geçerlidir.
Herkese tanınmış bir hak olan bu ilke; suçlamaya karşı sanığı koruyan bir imtiyazdır.
Sözün özü; yargılanan insanlar kendi “suçsuzluğunu” ispatla yükümlü değildir.
Yargıya yardım etmek zorunda değilsiniz. İddiasını ispat savcılığın yükümlülüğüdür. Sanıkların mahkeme önünde iddianameye karşı sorgularında ve ifadelerinin alınmasında susmaları mahkumiyetleri için “delil” değildir. Sanık aleyhine yorumlanamaz.
İddianameye karşı mahkemede nasıl ifade vereceklerine dair karar verme hakkı sanığın özgürce kendisinin kararlaştıracağı bir ifade verme yöntemidir. İsterse, iddiaya karşı susar. Susmak, hakkıdır. Sanıklar isnat edilen fiil ve atılı suç nedeniyle........
