Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak: Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok; SPK bir saat içinde ‘insider trading’ yapanların hepsini ortaya koyabilir
Türkiye’de bazı skandallar patladığında ilk soru genellikle “Bu noktaya nasıl gelindi?” oluyor. Oysa çoğu zaman asıl sorulması gereken başka: “Bu noktaya gelinmekte olduğu hakikaten de fark edilmemiş olabilir mi?” Son günlerde sermaye piyasalarında yaşanan ve yüz binlerce yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren fon skandalını eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak’la konuşurken benim aklımda en çok bu soru vardı. Çünkü Başak bugün ortaya çıkan tabloyu bugün konuşmaya başlamış biri değil. Sadece söyledikleriyle değil söylediği için yaşadıkları nedeniyle de aslında bu hikâyenin derinliğinin nerdeyse bizatihi kanıtı haline gelmiş bir aktör.
Ramazan Başak, Tera Yatırım ve Emre Tezmen’le ilgili şüphelerini en az 10 ay önce kamuoyuna taşıdı. Haziran 2025’te Vergi Denetim Kurulu’na, ardından CİMER üzerinden MASAK ve SPK’ya başvurdu. Ocak 2026’da ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na kapsamlı bir dosya verdi. İşin bu boyutlarını zaten Ramazan Başak’ın sosyal medya paylaşımlarından biliyoruz. Eski X hesabının erişime engellenmesi onu durdurmadı, yeni hesabından bildiklerini aktarmayı, sorular sormayı sürdürüyor. Onunla da yetinmiyor kendisini davet yapan bütün televizyonların yayınlarına katılıyor. Hatta sohbetimizde “Yeni Akit kapımı çalsa, onlara da konuşurum çünkü doğruların anlatılmasını ömrünü devlet hizmetine vermiş bir bürokrat olarak ‘görevim ve sorumluluğum’ olarak görüyorum” dedi.
Bu söyleşi sırasında ortaya çıkan birkaç yeni önemli detay var. Ramazan Başak sadece devlet kurumları nezdinde girişimlerde bulunmuyor, bugün devletin nasıl işlediğini çok iyi bildiği için bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşabileceğini düşündüğü bazı tanıdıklarıyla da irtibata geçiyor: AKP MKYK üyelerinden Fahrettin Yahşi ile Dr. Cemil Erten’e anlatıyor bildiklerini. Yine yanıt alamıyor. Uyarılarının konusu olan kişiler ifadeye çağrılmazken kendisi Emre Tezmen’in şikâyetleri üzerine iki kez gözaltına alınıyor. Hakkında adli kontrol uygulanıyor, yurt dışına çıkış yasağı konuluyor. Bir kez de daha bir ay önce polis karakoluna ifadeye çağrılıyor ancak bu kez gözaltına alınmadan. Bütün bunları yaşamış biri olarak Ramazan Başak, Tera’nın 17 Eylül’de gelinen bu son aşamaya kadar “yargı tarafından korunduğunu” düşünüyor.
Şimdi ise tablo tersine dönmeye başlamış olabilir. SPK 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Ardından soruşturmanın kapsamı genişledi. İsimler ortaya çıkmaya başladıkça mesele finans piyasalarının sınırlarını aşıp Ankara’nın içine doğru ilerledi. Son olarak AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın adının tartışmaya girmesi ve ardından görevlerinden affını istemesi, uzun süredir kulislerde konuşulan siyasi bağlantılar meselesini artık görmezden gelinmesi güç bir noktaya taşıdı.
Başak ise bugün bile soruşturmanın başlangıç tarihinin yanlış olduğunu düşünüyor. Savcılığın soruşturmaya 2024’ten değil, 2021’den başlaması gerektiği konusunda ısrarcı. Çünkü ona göre bugün gördüğümüz hikâyenin ilk izleri, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın o tarihte hazırladığı bir iddianamede ve aynı yıl kurulan Tera’nın kapalı fonunda bulunuyor.
Başak bazı iddialarını bilgiye, bazılarını mesleki tecrübesine, bazılarını ise açıkça kendi tahminlerine dayandırıyor. Nitekim “Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok” derken kendisine özellikle “Bunu bilgiye dayanarak mı söylüyorsunuz, tahmin ederek mi?” diye sordum. “Yüzde 99,9 tahminle” dedi. Ama ardından çok daha ağır bir iddiada bulundu: “Bürokrasi, siyaset ve yargı içinden bu yapı çok güçlü seviyelerden destek görmemiş olsaydı, Türkiye’nin 45 yıllık sermaye piyasası tarihindeki en büyük tahribatı ve en yüksek mağdur sayısını yaratamazdı. Mümkün değil.”
Bu söyleşiyi bir hüküm metni olarak değil, devletin finansal suçlarla mücadele mekanizmasının en kritik noktalarından birinde yıllarca görev yapmış bir bürokratın tanıklığı, iddiaları ve soruları olarak okumak gerekiyor. Çünkü sonunda dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Devlet bugün bu fonlara kimlerin ne zaman girdiğini ne kadar parayla girdiğini ne zaman çıktığını ve ne kadar kazandığını zaten bildiğine göre, asıl soru artık yalnızca “Kimler kazandı?” olamaz.
Sistemi kimler kurdu? Kim biliyordu? Kim sustu? Ve neden bu kadar geç kalındı?
Kasım Garipoğlu ve Emre Tezmen
“Bugün fon skandalında ortaya çıkan tahribatın miladı 2021, bugünkü soruşturma o yıla kadar geri gitmeli”
-Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül'de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye kararı verdi. SPK'ya göre bu fonlarda 455 binden fazla tekil yatırımcı bulunuyordu. 21 Eylül'de ise dokuz şirket ve bunların yöneticilerinin mal varlıklarını dondurdu. Bu Tera Yatırım Menkul Değerler ve Tera Portföy Yönetimi hakkında uzun zamandır finans kulislerinde kuvvetli söylentiler dolaşıyordu ama siz şüpheleri kamuoyuna açık biçimde gündeme getiren belki de ilk kişi olmuştunuz. Dolayısıyla da oradan başlamak istiyorum; Temmuz 2025’te CİMER’e Tera hakkında suç isnadı içeren bir başvuru yaptınız. O başvuruyu hangi veriye ya da duyuma dayalı olarak yaptınız?
Sürekli biçimde her katıldığım yayında söylediğim gibi, yine 2021’e gitmek zorundayım. Çünkü 2021, bugün yaşananların ve ortaya çıkan tahribatın miladı. 2021 ve 2022’de bu hatalar yapılmamış, bu önemli izinler verilmemiş olsaydı Temmuz 2025’e gelinmez, bugünkü tahribat da yaşanmazdı. 2021’de ne oldu? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir iddianamesi var. Kasım Garipoğlu’nun Türkiye’de SPK lisansı olmadan faaliyet gösteren GKFX isimli bir şirketi var. Lisansı olmamasına rağmen faaliyetlerine devam edebilmiş. Bu şirkete çeşitli gruplardan çanta ve valizlerle para taşınıyor. Paralar Vietnam ve Kamboçya gibi Uzak Doğu ülkelerine gönderiliyor. Niçin gönderildiğini, bu konuda bir inceleme yapılmadığı için henüz bilmiyoruz. Ama ortada dikkat çekici, şüpheli ve çok büyük bir para trafiği var.
Kasım Garipoğlu bir gün savcılığa başvurup şirketinin üst düzey yöneticilerinin kendisinden 30 milyon dolar çaldığını söylüyor. Savcılık da bu paranın çalınıp çalınmadığını araştırmak üzere soruşturma başlatıyor. Doğal olarak paranın kaynağına, GKFX’e kimlerin para getirip götürdüğüne bakılıyor. Bu soruşturma sırasında Tera Yatırım, Asko ve Venbey gibi şirketlerle GKFX arasında çanta ve valizlerle gerçekleştirilen yaklaşık 350 milyon dolarlık para trafiği ortaya çıkıyor. Bu, tespit edilebilen rakam. Daha fazlası da olabilir. Sözünü ettiğim, 2020–2021 dönemindeki para hareketleri. Sonuçta 30 milyon doların çalındığı iddiasıyla ilgili dava açılıyor. Sanıyorum geçen yıl sonuçlandı ve herhangi bir para çalınmadığı yönünde karar verildi. İstinaf edilip edilmediğini bilmiyorum. Benim üzerinde durduğum ise o davanın konusu olan 30 milyon dolar değil. Asıl incelenmesi gereken, onun öncesindeki para trafiği. Bu paralar nereden geldi? Kimler getirdi, kimler götürdü? Kaynağı neydi? Bunların araştırılması gerektiğini düşündüm.
-Burada bir virgül koyarsanız, aslında Kasım Garipoğlu’nun şikâyetinin gerçekte başka bir hamle için kılıf olduğunu mu düşündünüz?
Hayır, ben meselenin o kısmıyla hiç ilgilenmedim. Hesabından para çalınmış mı, çalınmamış mı; benim ilgilendiğim bu değil. Esas mesele, GKFX ile kimlerin bu yasa dışı para trafiğinin içinde olduğuydu.
“Savcılık 2021’de sadece Garipoğlu’nun hırsızlık iddiasını soruşturuyor, çantalarla yapılan anormal para trafiğini görmesine rağmen peşine düşmüyor”
-Aslında savcılık, Garipoğlu’nun kendisinden 30 milyon dolar çalındığına dair şikâyeti sayesinde şaibeli tüm para trafiğini görmüş oldu ama o trafiğin kendisi ayrı bir soruşturmanın konusu yapılmadı. Buraya kadar doğru mu?
Evet, savcılık 30 milyon doları araştırırken şirkete kimlerin para getirip götürdüğünü de tespit ediyor. Paraların çanta ve valizlerle taşındığı görülüyor. Fakat savcılığın hazırladığı iddianame, paranın çalınıp çalınmadığı meselesiyle sınırlı kalıyor. Gelen paranın kaynağı, nasıl getirildiği, kimlerin ne kazandığı soruşturulmuyor. Bu yüzden de bugün hâlâ bugünkü soruşturmanın başlangıç tarihinin 2021 olması gerektiğini söylüyorum. Ama 2021’i işaret etmemin bir nedeni daha var. Aynı yıl Emre Tezmen’in 12 kişilik bir grupla kapalı bir fon oluşturduğunu görüyoruz. Bu iki olayı yan yana koyduğunuzda, özellikle de bu alandaki uygulamalara ilişkin tecrübeniz varsa, aralarındaki olası bağlantı dikkatinizi çekiyor. Savcılık bugün incelemeyi 2024’ten başlatıyor. Ben ise 2021’den başlanması gerektiğini söylüyorum.
“Tera ile GKFX arasındaki yasa dışı para trafiğindeki paralar büyük ihtimalle kapalı fonda aklandı”
-Bir tuhaflık ya da tesadüf daha var; Tera’nın kapalı fonunun Kasım Garipoğlu’nun şikâyeti üzerine düzenlenen iddianamenin hazırlandığı yıl olan 2021’de kurulmuş olması. Bu da sizin şüphelerinizi tetikliyor anladığım kadarıyla.
Evet. Dolayısıyla çok büyük ihtimalle -bunu ancak inceleme ve soruşturma sonucunda kesinleştirebiliriz- Tera’nın GKFX ile arasındaki yasa dışı para trafiğinde yer alan paralar bu kapalı fonda işleme tabi tutuldu ve aklama amacıyla kullanıldı. Benim değerlendirmem bu. Fon iki üç sığ hisseyi alıyor. Halka açık olmayan bu fonun içindeki hisselerin fiyatları olağanüstü seviyelerde yükseliyor. 2025’e gelindiğinde 12 kişiyle oluşturulan bu fonun içindeki hisselerde 524 kat artış görülüyor.
“Kara para aklamanın en bilinen yöntemi yasa dışı paranın borsa kazancı olarak gösterilmesidir”
-Bir fon içindeki hisselerin fiyatında üç dört yıl içinde 524 kat artış olması teknik olarak otomatikman “aklama” anlamına mı gelir?
Çok kuvvetle muhtemel bir aklama mekanizmasına işaret ediyor. Çünkü kara para aklamanın bilinen yöntemlerinden biri, kaynağı yasa dışı paranın borsa kazancı olarak gösterilmesidir. Bir taraf kaybederken diğer taraf kazanır, kazanan taraf parayı borsadan elde edilmiş yasal bir kazanç gibi gösterebilir. Benzer şekilde paravan şirketler arasında gerçekte yapılmamış ticaret, fatura ve işlemler üzerinden para ticari kazanç gibi gösterilebilir. Bu fondaki 524 kat artışın da söz konusu paraların sistem içinde yasallaştırılmasında ve yapının büyütülmesinde kullanılmış olabileceğini düşünüyorum. Bu benim kişisel değerlendirmem. Elimizde 2021 tarihli iddianame, o dönemdeki para trafiği ve aynı yıl oluşturulan kapalı fon var. Bunların arasındaki bağlantının soruşturmayla ortaya çıkarılması gerekiyor. 12 kişinin isimleri kamuoyuna açıklanmadı. İlgili kamu kurumları biliyor; biz bilmiyoruz. Ancak tahminlerde bulunabiliyoruz.
“SPK fonu kuranların isimlerini zaten en baştan biliyor, MASAK hepsi hakkında mali analiz yapmıştır”
-Anladığım kadarıyla bu 12 kişinin isimleri Başsavcılığa gönderilmiş.
Gönderilmesine gerek yok. Böyle bir fonun kuruluşunda bu kişilerin isimleri zaten başlangıçtan itibaren SPK’ya bildirilir. MASAK’ın ayrıca isimleri göndermesine gerek yok. SPK bu isimleri biliyor ve savcılık da SPK’dan bunları zaten alabilir. MASAK’ın yaptığı başka bir şey. Bu kişiler hakkında mali analiz çalışması yapılır. İncelenmesi istenen kişi ve şirketlerin bütün parasal hareketleri ile mal varlığı dökümleri çıkarılır. Çok muhtemeldir ki bu 12 kişi hakkında da böyle bir mali analiz çalışması yapılmıştır. Gönderilen bilgiler isimlerden ziyade bu analizleri içeriyordur çünkü isimler zaten belli.
“Problem 12 kişinin isminin açıklanmaması değil, neden başka soruşturmalarda bütün bilgilerin servis edildiğidir; çünkü bir kesim soruşturulduğunda hukuk farklı işliyor”
-Şimdi tabii burada da hiç alışık olmadığımız bir gizlilik prensibi işletiliyor gibi duruyor. Türkiye’de devam eden başka soruşturmalarda -belediyelerle ilgili soruşturmalar, uyuşturucu soruşturmaları, bahis soruşturmaları ve daha pek çok başka soruşturmada- daha gözaltı anından itibaren şüphelilerin fotoğrafları, ifadeleri ve her türlü mahrem bilgileri medyaya servis ediliyor. Yarım milyon insanı, aileleriyle birlikte çok daha büyük bir kesimi ilgilendiren bir meselede ise toplum devletin zaten bildiği bu isimlerin açıklanmasını bekliyor ama isimleri ancak muhalif siyasetçilerin iddiası olarak öğrenebiliyoruz. Bu 12 kişinin isimleri neden “sır” gibi gizlendi 10 gün boyunca?
Çünkü bir kesim soruşturulduğunda hukuk başka türlü, başka bir kesim incelendiğinde başka türlü işliyor. Başka soruşturmalarda isimler açıklanıyor, hatta bilgiler servis ediliyor. Ama şunu da söyleyeyim; bugün yapılan aslında doğru olan. Soruşturmalar gizlidir. Dolayısıyla bu kişilerin isimlerinin soruşturma devam ederken açıklanmaması gerekir. Problem, bunların açıklanmaması değil. Problem, başkaları söz konusu olduğunda neden açıklandığıdır.
-İsimlerin günlerce açıklanmaması kamuoyunda “Bu 12 kişinin arasında devlet bürokrasisine ya da hükümete dokunan insanlar mı var?” şüphesini iyice büyütmedi mi? Nitekim işte Fatma Betül Sayan Kaya’nın olayın parçası olduğuna dair iddialar üzerine hiç gecikmeden istifa edince, kuşkular daha da güçlenmedi mi?
Üstelik 12 kişinin daha sonra 160–170 kişiye çıktığı da konuşuluyor. Buradan daha sürpriz isimler de çıkabilir. Çünkü çok büyük bir rant dağıtımından söz ediyoruz. Üç dört yıl gibi çok kısa bir sürede bu büyüklükte bir rant yaratılması olağanüstü bir durum. Dolayısıyla birtakım ayrıcalıkların belli kesimlere verildiğini ve bu ayrıcalıklardan yararlananların ciddi servet sahibi olduklarını düşünüyorum.
Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak ve T24 yazarı Cansu Çamlıbel
“Emre Tezmen ile yolum ikimiz de finans sektöründe çalıştığımız için kesişti, Mehmet........© T24
